Vatandaşça Ekonomi

Tahmin edildiği gibi enflasyon rakamlarında düşüş ve ekonomik canlanma 2019 yılının sonlarında ve 2020 başlarında gerçekleşti. Bu başarı hikayesi midir !? Tabi ki hayır. Bazı rakamların çıkıp yerine diğer rakamın girmesidir.

Eylül/ 2018 enflasyonu % 6.30 ve Ekim/2018 enflasyonu %2.67 yi çıkarıp yerine eylül/2019 %0.99 ve ekim/2019 için % 2 yi koyarsanız. Yıllık enflasyon Ağustos 2019 da %15.01 iken ekim 2019 da %8.55 düşer. Bu enflasyon ile mücadele kazandık demek olmaz. Enflasyonist seyir devam ediyor demek olur.

Aynı şey ekonomik büyüme içinde geçerli. Geçen çeyrek 1000 TL lik büyüklükten %10 küçülüp 900 TL ye düştün. Bu çeyrekte %1 büyüdün ve 910 TL oldun. Büyüdün mü şimdi ?! Gelirin arttı mı !?

Türkiye yüksek nüfus artışı, mülteci gelişi ve borç para ile büyük bir çarkı deli gibi hızlı çevirip büyüyen bir ülke. Nüfus artışı ve mülteci yeni ihtiyaç demek, çarkların dönmesi demek. Burada kilit nokta BORÇ PARA. Borç parayı bulursan sıkıntı yok. Ye, iç, çal, oyna. Borç para bulamazsan sıkıntı.

Bugünler de kötü rakamlar üzerinde bir düzelme var. Bu gerçek mi !? Biraz detay bakınca değil. 2019 son çeyrekte %6 büyüdü. Bunun %4.3 tüketim harcamalarından. Bunun %3.9 da özel tüketim harcamalarından. Vatandaş mecburen alış verişe başlamış. Çoluk çocuğa yiyecek, giyecek almış. “Ortalık düzeliyor hadi biraz dışarı çıkalım” moduna girmiş. Vatandaş hareketlenince stoklarda bir şey kalmadığı için üretim başladı. Belki buna Çin’deki virüs yüzünden bir kısım talebin Türkiye’ye kayması veya kayacak beklentisi de eklenmiş olabilir.

Sürekli dış borç alıyoruz. Reel sektör varlığının üç katı dış borç sahibi. Bireysel krediler almış başını gitmiş. Kasım 2019 da faiz indirimi ile birlikte bireysel kredi başvurularında bir önceki yılın aynı ayına göre %90 artış görüldü. Kredi kartı borcu ise evlere şenlik. Kredi kartını karizma sayan ABD de “Kredi Kartı Borcu/nüfus oranı” %40 iken Türkiye de % 51 e ulaştı. Avrupa ülkelerinde %10, Almanya’da %5 örneğin. Düşük kredi bir miktar konut kredisine talep getirdi. Bu talep inşaat sektöründe de bir miktar iyimserlik getirdi. Borçla bir tık büyüdük; peki bunlar devam eder mi !? Biraz zor görünüyor.

Bizim yabancı paraya gereksinimiz var. Bunu kabul etmeliyiz. – Öncelikle doğalgaz ve petrol açısından dışa bağımlıyız. Kısa vadede buna yapılacak bir şey yok. – İkinci olarak biz ara mal ithalatçısı bir ülkeyiz.Ara malların %70 i artık dışarıdan ithal ediyoruz. Dışarıdan mal alamazsak üretim yapamayız. Ne kendimize ne ihracata üretim yapamayız. – Bu duruma son yıllarda bir de tarım eklendi. Düşük döviz kuru yüzünden tarım ürünlerini dışarıdan getirmek daha karlı olduğundan köylümüzün yerini tarım ithalatçısı aldı. Döviz fiyatları artınca da tüm dünyada gıda fiyatları sabit kalırken bizde arttı. Bunu “Gıda Fiyatları Endeksi”n de çok net görebiliyoruz. 2012 yılında Dünya ve Türkiye’nin endeks puanları aşağı yukarı aynı seviyede yani 230 puan seviyesindeydi. Ocak 2020 ye geldiğimizde gerçek kabak gibi ortaya çıkıyor. Dünya 182 puana düşerken Türkiye 527 puana çıkıyor. Tarim ithalat ve ihracatı 2007 yılında 4.5 milyar usd olarak birbirine eşit iken. Özellikle 2016 dan sonra makas açılmış 9.5 milyar usd ithalat yaparken ihracatımız 5.5 milyar usd olmuş. Neden !? Çünkü ekmeyi bırakıp ucuz diye dışarıdan ithal ettik yıllarca. Döviz artınca cart kaba kart. “Kendi kendine yeten tarım ülkesi Türkiye” söylemi de böylece çöküyor.

Yabancı para bulmak zorundayız. Borç kullanmak zorundayız. Bu üzüntü duyulacak, fevaran edilecek bir durum değil. Borca herkesin ihtiyacı olur. Önemli olan bu borcu nasıl kullandığın. Yarınlarda gelirini, işini, rahatını, gücünü artırmak için mi kullanıyorsun yoksa gününü gün etmek için mi !? Kredi çekip işini büyütüyorsan ya da ev, araba alıp hayat standardını yükseltiyorsan problem değil. Borcu barda pavyonda yiyorsan ciddi sorun.

Türkiye sürekli sapla samanı karıştırdığı için borç konusunda vatan hainliği gibi algılar. Türkiyeyi Marshall yardımı ile borca alıştırdıkları için bir grup Sn İnönü’yü bir grup Sn. Menderes’i suçlayıp durur. Marshall yardımını almakta sorun yoktu. Nasıl harcandığında ise ciddi sorun vardı.

Birinci ve Dünya savaşına son anda giren ABD üretime ve büyümeye devam etmiş, 1948 yılına geldiğinde bütçesi 30 milyar usd fazla vermişti. Bu paranın turşusunu kuramayacağına göre İkinci Dünya savaşının yıkılmış, paramparça olmuş ülkelerine yardım altında pazarlamaya başladı. Toplamda 12 milyar usd dağıttı. Bu ülkeler; İngiltere(%24), Fransa(%20), Almanya(%11),İtalya (%10), Belçika, Portekiz, İrlanda, Hollanda, İsviçre, İskandinav ülkeleri, Yunanistan ve Türkiye dahil 16 ülkeydi. ABD ye bağlanan ya da borca saplanıp kalan iki ülke göze çarpar hemen. Türkiye ve Yunanistan. Bu iki ülke dışındaki ülkeler bu borcu son derece akıllıca kullanıp milli geliri en yüksek ülkeler haline gelmişken biz nal toplamışız.

Evet borcu almak oldukça maliyetli. Ama çok da zor. 2003 yılından 2013 yılına kadar Türkiye’ye yağan yabancı para artık gelmiyor. Dünyanın en yüksek faizlerinden birini verseniz bile gelmiyor. 2003 de IMF, AB üyeliği ve sıkı mali disiplin diyen genç bir parti iktidara gelmiş, yabancı sermaye gerekli güvenceyi sağlayınca ülkeye para yağmıştı. 2002 de yabancıların elindeki Türk tahvilleri 12 Milyar usd iken 2008 de 35 milyar usd, 2013 de 70 milyar usd üstüne çıktı. 2008 sonrası resesyona giren global ekonomiyi hareketlendirmek için ABD, AB ve Japon Merkez bankaları piyasayı paraya boğdu. Fed, 800 milyar olan dolaşımdaki parasını 4.5 trilyon dolara çıkardı. Bu para sıfır faizli ABD, Avrupa veya Japonya’da kalmayıp başta Türkiye olmak üzere GOÜ ekonomilerine aktı.

Türkiye’ye geldi ama ciddi maliyetler ödemek zorunda kaldık. Bakın çok kaba bir hesap yapalım. 2002 yılında Usd/try 1.60 civarı diyelim. Ortalama mevduat faizi % 50 ve ortalama devlet tahvili %60 civarındaydı. 2008 e kadar hepsi gevşedi. Örneğin devlet tahvili %30 seviyelerine indi. ABD de ise faizler %1 civarındaydı 2008 e geldiğimizde %5 seviyelerine geldi. Türkiye’nin 5 yıl ortalama tahvil fiyatı % 30 civarındayken ABD’nin %2.5 civarında kaldı.

Bir ABD vatandaşı 1 milyon usd yi 5 yıl ABD tahvilinde tutsa, beş yılın sonunda ortalama %2.5 faiz ile 116.000 usd kazanırdı. Peki 1 milyon usd yi 1.60 dan bozup 5 yıl boyunca ortalama %30 dan devlet tahviline yatırsa ne olacaktı. 1.6 milyon TL, beş yılın sonunda 5.950.000. tl olacaktı. 1.20 den dolara geri dönse 4.950.000 usd si olacaktı. ABD 116.000 usd kazanırken Türkiye’de 3.950.000 usd kazandı. Harika değil mi!? Yabancı para böyle karlı ortama geliyor işte. Günümüzde de yabancı için ciddi karlılık var. Dünyada 16 trilyon eksi faizde para yatıyor ama, Türkiye’ye gelmiyorlar. Neden !??

  • Bence aldığımız parayı o kadar hoyratça kullandık ki, bir daha verirlerse ödeyemeyeceğimizden korkuyorlar. Zaten CDS puanları batık iki üç ülkeden sonraki en yüksek puana sahip.
  • 2013 Gezi olayları demokrasi sorunumuz olduğunu gösterdi.Zaten deli para kazanmış yabancılar çıkmaya başladı.
  • 15 Temmuz darbe girişimi ülkede iktidar zaafiyeti olarak yorumlandı. 18 temmuz 2016 günü bloğumda aynen şunu yazmıştım. ”Yabancılar bunu iktidar zaafiyeti olarak görür, ilk fırsatta giderler ve bir daha kolay gelmezler. Biz üç güne unuturuz ama onlar unutmaz.” Unutmadılar.
  • Ve bence yabancıyı Türkiye’den uzaklaştıran en büyük sebep başkanlık rejimine geçiş oldu. Yabancının alışık olduğu sistem değişiyordu. Değişiklik her yatırımcıyı korkutur. Onlarda korktular. İngiltere, Bretix kararı aldığında bu kadar para çıkışı olacağını hiç tahmin etmemiştim. Gbp/usd 1.20 seviyelerine düştüğünde “Bu ne ya battı mı bu ada, bizim haberimiz yok” dediğimi çok net hatırlıyorum. Bu tecrübem bana Türkiye’deki rejim değişikliğinin Bretix etkisi yapacağını söylüyordu. Öyle de oldu.

Peki önümüzdeki günlerde bizi neler bekliyor !?? Öncelikle yabancı paranın bu ortama gelmeyeceği çok belli oldu. Suriye batağı ekonomiye ciddi yük olacak ve daha çok yabancı paraya ihtiyaç duyacağız. Corona virüsü henüz Türkiye de yok. Bu hastalık henüz risk primlerine yansımamış olabilir. Yansır da CDS oranlarını artırır ise para bulmak iyice güçleşecek. Corona virüsü Çin’deki üretimin bir kısmını Türkiye’ye taşır umuduna ben pek inanmıyorum. Üstelik bizim turizm gelirlerimizi de kötü vurabilir. 1 mart günü Kuşadası limanına yanaşmak isteyen bir yolcu gemisini geri çevirdik. Virüsün etkisinin nereye varacağını kestirmek çok zor gerçekten.

2020 yılında 434 milyar dolarlık dış borcun 168 milyar usd sini ya ödemek ya da çevirmek zorundayız. 20 milyar usd cari açık ile 188 milyar usd ye ihtiyaç var. Yabancı para sokmazsak işimiz zor. Kamu bankaları ile satış yaparak artık tutamıyoruz dövizi. Merkez bankası rezervleri yeter mi.! Yetmez. Ocak ayında net ulusal rezerv 6.5 milyar erimiş zaten.

Sosyal Medyada Paylaşın!
Murat KARTALKAYA

Murat KARTALKAYA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!