On dört Yaşında, İhtilalin Göbeğinde

25 Aralık 2020by Murat KARTALKAYA2

Kendimi bildim bileli sokaklar kavga, kan, şiddet içeriyordu. Akşam hava karardığında eve girmezsek ailemiz başımıza bir şey geldi diye bize çok kızardı. Cağaloğlu’nda oturuyorduk. Sultanahmet, Kapalıçarşı, Beyazıt, Sirkeci, Laleli, Aksaray oyun alanlarımız, gezi bölgelerimizdi. Ve sürekli buralarda olurdu babaannemin “anarşik” dediği adamların kavgası.

Babaannem için Demirel, anneannem için Ecevit “ Boyunları altlarında kalması gerekenlerdi”. Türkeş ve Erbakan olayların çıban başlarıydı. Amcam sanırım Disk üyesiydi. Sıkı yönetim bir gün alıvermişti içeri. İki gün haber çıkmayınca yengem kolu her yere yetişen kabadayı babama ulaşmıştı. Aynı gece amcamı evine getirmişti babam. Ama amcam yürüyemiyordu. Çok ağlamıştı babaannem “Çok dövmüşler oğlumu” diye. Baba tarafım Cumhuriyet Halk Partili, anne tarafım Adalet partiliydi. Eve baskın olacak diye amcamın kütüphanesindeki çoğu kitapları termosifonda yaktık. Bir tanesini sakladım nedense. Halen bende durur. “Ve Çeliğe Su Verildi”. Sonraki yıllarda okudum ama şimdi konusunu bile hatırlamıyorum. Kütüphanemde durur anı diye. Şunu bir kez daha okuyayım.

Babaannemler Fındıkzade de , amcamlar Şehremini’n de otururdu. Babaannemlerden amcamlara sürekli yürüyerek gidip gelirdim. Tüm duvarlarda MHP yazıları, Ziya Gökalp fotoğrafları ve Kurt resimleri olurdu. Ne çok köpek seviyorlar bunlar diye düşünürdüm. Ben de çok severdim köpekleri, atları, kedileri, güvercinleri.

Cağaloğlu’daki eski bir Rum apartmanının ikinci katında oturuyorduk. Yan binamıza Türkiye Gazetesi taşındı. Açılışına Alparslan Türkeş geldi. Bir iki çocuk kapıda kalabalığın sebebini anlamaya çalışıyorduk. Alkışlar arasında Türkeş geldi. Gazeteye girmeden apartmanın önünde bekleşen bizleri gördü. Yanımıza geldi, başımı okşadı. “Adın ne senin bakayım” dedi. Gülüp gazeteye girdi. Ertesi sabah yine bir bağırış çağırışa uyandık. Pencereden bakınca gazeteye doğru bağıran çağıran insanları gördük. Ortalık birden karıştı. Tam karşıda bakkal amcanın kapısının önündeki gazoz kasalarından aldıkları şişeleri gazetenin önüne doğru attılar. Sirkeci tarafından yokuş yukarı bir başka grup ellerinde sopalarla koşmaya başladılar. Gazozlar bu sefer o tarafa yöneldi. Aşağı gruptan bir silah patladı. Panik, koşuşturma başladı. Biz çocuklar ağlıyorduk. Annelerin feryatlarını duyuyordum. Annem bizi hızla pencereden çekip yere yatırdı. Silah sesleri, bağırmalar, koşuşturmalar bir müddet devam etti. Aşağıdan gelen ülkücü grup solcu grubu püskürtmüştü. Bakkal amca yazık ağlıyordu. Etraftaki tüm esnafın, evlerin camları paramparça olmuştu. İnsanlar korku, üzüntü, panikle bir birine bakarken ülkücü grup sevinç çığlıkları atıyordu. Beş dakika geçmedi ki Beyazıt tarafından solcu grup çok daha kalabalık şekilde geri döndü ve ülkücüleri Sirkeci’ye doğru kovalamaya başladı. Çoluk, çocuk, esnaf tekrar kabuklarına çekildi. Panikle yere kapaklanmış korkuyorduk, ağlaşıyorduk. Dışarda ise bizim için iki grup bir birini boğazlıyordu. Bizi perişan ederek, bizim için.

1 Mayıs günü dedemler, amcamlar, dayımlar, hatta Bursa’ dan halamlar sabah erkenden bize geldiler. Hep beraber Gülhane parkına pikniğe gidecektik. Çocuklar olarak en sevdiğimiz eğlence Gülhane parkında oynamaktı. Tabi önce Hayvanat bahçesini ziyaret ederdik. Gittik, yedik, içtik, oynadık eve geldik. Sonra haberler geldi. Bizim bayramımız yüzlerce çocuğun , yüzlerce evin matemi olmuştu. 1 Mayıs kana boğulmuş, büyük bir katliam olmuştu. Şimdi okuyorum, dinliyorum da görgü tanıkları “ Bir şeyler olacağı sabahtan belliydi” diyorlar. Ne benim gibi çocukların ne aile büyüklerinin böyle bir şeyden haberi yoktu. Biz mutluluk ve neşe içinde baharı kutluyorduk. Tarabya’dan gelen dayım olayları duyunca “ Allah Allah. Nasıl olur. Neşe, sevinç içinde bayram havasında toplanıyorlardı” dedi. Taksim’in biraz ilerisinde otobüsten inmişler Tarlabaşı’na kadar yürümek zorunda kalmışlardı miting yüzünden. Devletin bekası yine devletin mihenk taşlarını yani anaları, babaları, çocukları, abileri, ablaları kanında boğmuştu.

Yine bir gün babaannem bize geldi. Beni aldı, arka taraftan yürüyerek Kapalıçarşı’ya gittik. Alışveriş yaptık. Beyazıt kapısından çıktık. Otobüs duraklarına doğru yürüyorduk. Büyük bir patlama duyduk. Sonra silah sesleri tüm meydanı kapladı. İnsanlar panikle kaçışmaya başladı. Altmış yaşında bir babaanne ve on bir yaşlarında bir torun silah sesinden ürkmüş bizon sürüsünün önünde koşmaya, kaçmaya çalışıyorduk. Babaannemin romatizmaları vardı. Sendeliyordu. “Sen kaç kara kaşlım, bırak beni sen kaç” diye ağlıyordu. Daha çok sarıldım ellerine. Yolu karşıya geçtik ama ürken kalabalık bize yetişmişti. Bir iki darbeden sonra babaannem yere yuvarlandı. Bende onun üstüne . Ayaklar altında ezilip gitmemize ramak vardı ki, iki el önce beni sonra babaannemi yerden kaldırıp bir dükkana soktu ve hızla dükkanın kepenklerini indirdi. Dizlerimiz parçalanmış, elimiz yüzümüz yarılmıştı. Babaannemle sımsıkı sarılmış ağlıyorduk. İstanbul Üniversitesi önünde bomba atmışlardı. Birileri devletin bekası için ninelerin ve torunların ölmesini yine umursamamıştı.

Dedemin yanına kahveye gidiyordum tüm dedeler, amcalar aynı şeyi söylüyordu “ Allah belasını versin bu siyasilerin. Tek çözüm ordunun iradeyi ele alması. Annemin iş yerine gidiyordum, aynı şeyleri duyuyordum. Amcam Bayındırlık Bakanlığında çalışıyordu. Tüm memurlar aynı görüşteydi. Babaannem ile hamama gidiyordum. Konu yine aynıydı. “Ordu gelsin.”

İlkokul bitince İzmir’ e taşındık. Bayraklı ortaokuluna gidiyordum ve Çiçek mahallesinde oturuyorduk. Gecekondu da yaşamak zordu. Mutlaka bir gruba ait olmalıydın. İlk yılımda beni nedenini hatırlamadığım bir sebeple bir grup okulun arkasında sıkıştırıp dövmeye başladı. Can havliyle dik duruyordum ama bayağı kalabalıktılar. Beni liseden bir ağabey kurtardı. Hepsini kovaladı saldırganların. Yeşil bir parka vardı üstünde ve yüzü nurdandı sanki. Yerden kaldırdı beni, üstümü başımı temizledi. Kaldırıma oturttu, gidip bakkaldan bir gazoz aldı. İçeyim diye bana verdi. Gazozu aldım ama yutkunamıyorum. Hakarete uğramıştım. Boğazıma bir manda oturmuştu. Gözlerime yaşlar hücum ediyordu. Ne konuşuyordum ne yutkunuyordum ne de ağlayabiliyordum. Birkaç ağabey daha geldi. Bir şeyler konuşuyorlardı ama anlamıyordum. Ortaokuldan gördüğüm bir kaç çocuk geldi yanımıza. Liseli ağabey onlara dönüp “ bu arkadaşınız artık size emanet dedi”. Sonrasını yemin ederim hatırlamıyorum. O arkadaşlar kimdi hatırlayamıyorum. Ama arkadaşların verdiği makbuzlarla sol bir örgüte para topluyordum. Bunu neden mi unutamadım. Çünkü makbuzu kütüphanenin altına saklıyordum sürekli. Annem bulmuş ve saatlerce ağlamıştı. Onu üzeceğime dünyayı yakardım. Bir daha hiç bulaşmadım. Teyze oğlumun mahalle orkestrasına takılıp o düğün senin bu düğün benim dolaştım. Aklımda tek bir şey vardı ağabeylerden kalan. “ Ülkücülerden uzak dur, görürsen kaç”. Bayraklı’nın aşağı bölümlerinde ve Manavkuyu’da daha çoktu ülkücüler. Tehlikeli insanlardı. Dövüyorlardı, saldırıyorlardı, kırıp döküyorlardı. Ben hiç görmedim ama öyle diyorlardı. Uzak durmak en iyisiydi. 1980 sonrası Bayraklı’nın en güçlü ülkücü ailesinin oğullarından biriyle lisede arkadaş oldum. Sonra kardeş oldum. Ve halen kardeşim.

Yaz tatilleri İstanbul’a gidiyorduk. Teyzemler Heybeliada’da oturuyordu. Yine onlara gitmiştik. Cumartesi İstanbul’a inecektik ilk vapurla. Her akşam olduğu gibi sahil boyu yürüyen, şakalaşan gençler, oynayan çocuklarla doluydu. Tüm kahvelerde ada sakinleri oturuyordu. Bir tek fark vardı. Her zaman üniformaları ile kahve içen, sohbet eden, turlayan deniz lisesi öğrencileri de, subaylarda ortalıkta yoktu. Gözden kaçmadı bu durum tabi. Bir müddet sonra “Sinemadaymışlar, güzel bir film varmış” lafı dolaşmaya başladı. Adanın kapalı sinema salonu askeri lisenin içindeydi. Bazen halka da açıyorlardı herhalde, epeyce film seyrettim o salonda. Film seyretme konusu ada halkını tatmin etmemişti. Zeki, nazik, saygın ve kültürlüydü ada halkı. Halen öyleler mi bilemem. Şüphelenmişlerdi. Bir şeyler oluyordu. Annem, teyzem, yan tarafımızdaki komşu masalarda belli belirsiz bir sevinç, umut vardı. “ Hadi inşallah, Hadi İnşallah” diye diye başlarıyla birbirlerini selamlayıp tuhaf tuhaf gülümsüyorlardı. Kalabalık huzurlu bir sakinlik içinde yavaş yavaş evlerine çekildi.

Sabah annem uyandırdı. Sanırım 08.30 vapuru ile İstanbul’a inip babam ile buluşacaktık. Radyoyu açtılar. “Çanakkale İçinde vurdular beni” diye bir türkü çalıyordu. Bitti, bir daha başladı. Bir tuhaflık sezdiler annemler. Sonra gür sesli bir spiker tane tane ülke idaresinin askeri idareye geçtiğini anlatmaya başladı. Annemle teyzem önce birbirlerine sonra bize sarılıp sevinç gözyaşları döktüler. “Allahım! Şükürler olsun, çocuklarımız kurtuldu” diyorlardı. Kahvaltıyı acele ile yapıp bayramı babam ve dedemlerle kutlamak için vapura yetişmek üzere annem ve kız kardeşimle sokağa fırladık. Tüm evlerden insanlar vapura yetişmek için sokağa fırlamıştı. Birden denizci askerler peşimizden koşmaya başladı. “ Durun, evlerinize dönün sokağa çıkma yasağı var.” Kısa bir şaşkınlığın ardından hep birlikte gözyaşlarıyla askerleri deli gibi alkışlamaya başladık.

Sosyal Medyada Paylaşın!
Murat KARTALKAYA

Murat KARTALKAYA

2 comments

  • Avatar
    Müyesser Kırca

    25 Aralık 2020 at 15:38

    Tebrikler Murat.Çok başarılı buldum yazını.Bayağı maceralı bir çocukluk geçirmişsin.Hayal meyal hatırlıyorum ortaokulda anlattıklarını.Türkçe öğretmeni Safiye Cıvaş vardı hatırlar mısın bilmem.Konuşmalarıyla çok iz bırakmıştır bende.Gecekondularda yaşarken çok zor hayatlar sürdük belki ama her şey daha sahiciydi.Çok değerli arkadaşlarımız vardı.
    Hala her şey bizim için yapılıyor ama en çok zarar yine biz görüyoruz.
    Seninle de çok anılarımız var.
    Sevgiler güzel arkadaşım.

    Reply

    • karmurat34
      karmurat34

      25 Aralık 2020 at 23:00

      çok teşekkür ederim.sevgiler.

      Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!