Nereye Türkiye ?! Deprem, Sel, Çölleşme, Fakirleşme !

24 Temmuz 2021by Murat KARTALKAYA0

Sn Erdoğan,  Rize ve Artvin sel baskınları için “ Felaket, bir imtihandır. Ama ona sabretmek artı bir imtihandır” diye açıklamış. Nereyi sel bassa o yörenin belediye başkanı veya yetkilisi “Mevsim normallerinin üstünde yağış sebebiyle” deyip çıkıyor işin içinden. İyi de bu imtihan hep gelişmemiş ülkelerin mi başına geliyor !? Allah’ın yağmuru nereye, ne zaman, ne kadar yağacağını sana mı soracak.  Sen  yoğun yağış alacak şekilde alsana önlemini.

Karadeniz de Sahil yolu, dere yatağına yapılan evler, derelerin üzerine yoğun yağış olasılığı gözetilmeden “Bakın köprü yaptık” mantığıyla yapılan köprüler, HES ler. Bunların hiç mi suçu yok. Arhavi’yi, koca ilçeyi gidip dere yatağının üzerine kurmuşlar. Yaradan mı dedi “ Dere yatağına ev yapın ben sizi imtihan edeceğim” diye.  Sorarlarsa yıllardır bu ülkeyi yöneten siyasi kahramanlar var. Hele son  yirmi yıldır. Karadeniz de bu kaçıncı sel. Devlet ne önlem alıyor gerçekten merak ediyorum. Sel olduktan sonra felaket bölgesine gidip “Devlet tüm gücüyle yanınızdadır, merak etmeyin. Dayanın bu bir imtihandır” demekten başka. Bunu bende yaparım. Herkes yapar. Devletin uçağına atla, devletin parası ile git hava at.  Felaket gelmeden önlem almak gerek. Seneye de , 2023 de de Karadeniz’i sel basacak. Hiç kimse o gün feryat etmesin ya da “devlet yanınızda” demesin. Sadece Karadeniz mi Tüm Türkiye aynı durumda. Sel basıyor şehri. O şehri kazanmış başkana, muhalefet partililer basıyor kalayı. Neredeyse bayram yapacaklar şehri sel aldı diye. Bu belediyeler ile düzeltilmez ;ciddi bir devlet organizasyonu, emeği, gücü gerekiyor.

Batı ve Karadeniz sel ile yağmalanırken. Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz sürekli çölleşiyor. Orta Asya çölleşti diye Batı’ya göçtük. Yeniden mi çadırlarımızı sırtımıza yükleyeceğiz. Ülkede bu kadar mahkum ve asker var. Mahkumları hücrelerde çürüteceğimize, askerimize mıntıka temizliği yaptıracağımıza ağaçlandırma işinde kullansak. Dağ, taş, ova on yıllık bir ağaçlandırma seferberliği ilan etsek. Hem ülke yararlansa hem mahkum, asker üç beş kuruş para kazansa. Köyünün etrafını ağaçlandıranlara faizsiz maddi destek sağlansa. Elli dönümden fazla alanı ağaçlandıran şirketlere beş yılın sonunda kurumlar vergisinden sonraki beş yıl için  indirim sağlansa. Çok mu zor gerçekten.

Çölleşme ve sel su kaynaklarımız hızla tüketiyor. Doğal göllerimiz hızla kuruyor. Üstelik bir de hem devlet yöneticileri hem halk olarak hep birlikte çevremizi yok etmek için uğraşıyoruz. Yaradan’ın yarattığı en muhteşem doğa kaynağı Salda gölünün başına gelenlere bakın. Çok değil on yıl önce ile bugün arasında facia fark var. Kimi kumunu alır, kimi manda gibi çamura yatar. Karadeniz  Uzun göl. Doğasından utanır hale gelmiş son on beş yılda. On yıla kalmaz Karadeniz yaylalarını Himalaya’ lara benzeteceğiz. Bir kalkıp “ne yapıyoruz” diye bakmak gerek arkadaş. Öldürüyoruz. Devlet, millet el ele güzelim vatanımızı öldürüyoruz.

Çölleşme, sel, bir de üzerine sanayileşme ile topraktan kaçış başladı yıllardır. Adam diksen adam yetişecek şu güzel ülkenin topraklarını işleyemiyoruz. Köylüye, çiftçiye vereceğimiz desteği gidip Global yatırımcıya elli katı faiz olarak ödüyoruz. Bu ülkenin 4.1 milyon hektar işlenmeyen tarım arazisi var. 4.1 milyon hektar. Yani Hollanda’nın tamamı kadar. Delirmek işten değil. Ve tarımsal bölgeler ısrarla tarımı bitiren partilere oy verip iktidarda tutuyor. Hollanda 2020 yılında 115 milyar dolarlık tarım ürünü ihracat etti.  Türkiye’nin toplam tarım üretimi 45 milyar dolar. Yazık değil mi !? Hiç bir şey yapamıyorsan git bir ay kal, Hollanda bu işi nasıl beceriyor öğren, gel uygula arkadaş. Türkiye Milli geliri içindeki Tarımın payı 2011 yılında %8.2 iken 2020 yılında %.5.6 ya düşmüş. Şeker pancarını yasakla, yerli tohumu yasakla, şeker fabrikalarını kapat. Mazot ithal, gübre ithal, ilaç ithal. Dolar/Türk lirası 2011 yılında 1.75 liraydı,  bugün 8.60 lira.  Tarım girdileri on yılda beş kat artmış. Çiftçi, köylü nasıl baş etsin bununla. Beş kat fakirleşmiş zavallı. Üretmekten vaz geçmiş. Ülke ithal tarımsal üründen geçilmiyor. Patates ithal ediyoruz, buğday ithal ediyoruz. Ötesi var mı. Aç kalacağız aç! Ülkeyi bölgelere ayırın. Her bölgeye üreteceği ürünü belirleyin ve 0n yıl süre ile “ne üretirseniz” alacağım deyin. Boş tarım arazisini işleyenlere ürün alana kadar yıllık belli bir geliri garanti edin. El altından partiye bağlamak için yardım edeceğinize hem köylüyü hem ülkeyi kalkındırın.

Ülkenin diğer en büyük sorunu deprem. Bu deprem eninde sonunda olacak diyor uzmanlar. Deprem olduktan sonra gelip “ Büyük devletimiz tüm imkanlarıyla yanınızdadır” demeyin Allah aşkına. Şimdiden önlem alın. Son yirmi yılda ne önlemler alındı. İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerimiz ciddi risk altında. İstanbul’da büyük bir deprem İstanbul’un %50 sini yıkar diyorlar. Ciddi can kaybı ve ülkenin ekonomik olarak çöküşü demek bu. Bu risk var iken akşamları nasıl uyuyabiliyorsunuz !? Belediyeler bu işi çözemez. Devlet işin başına geçmeli. Evet depreme hazırlığın maliyeti çok yüksek, ama deprem sonrasının maliyetinin yanında devede kulak. “Kanal da kanal” demek yerine deprem hazırlığına odaklanmak bu ülkenin toprağına ve insanını borcunuz.

Ne yazık ki son on yılda çok fakirleştik. Beş liramız bir lira oldu.  Üretime yönelik yatırım yapamıyoruz, fabrika, çiftlik açamıyoruz. Üretemediğimiz için yiyecekten, giyeceğe her şeyi ithal ediyoruz. Dış borcumuz azalmak şöyle dursun artıyor. İki sene önce 450 milyar dolar dış borcumuz vardı ama merkez bankamızın kasasında 100 milyar dolardan fazla para vardı. Dış borç yine 450 milyar dolar civarında ama Merkez Bankamızın kasası  50 milyar dolar ekside.

Sanayiden  teknolojiye, tarımdan  spora kadar üretime geçmeliyiz. Futbolda artık fark yemelere alışmalıyız. Türkiye’ye artık kaliteli futbolcu getiremeyiz. Adam üç yıl önce 5 milyon avro istiyordu. Bugün de zam yapmamış,  5 milyon avro istiyor. Üç yıl önce Türk takımına maliyeti 22.500.000 TL idi bugün 50 milyon TL. Nasıl alsın kaliteli oyuncuyu.!? Yurt dışından oyuncu getirmeyi bırakıp futbolcu üretecek girişimlere başlamalıyız. Tamamen genç oyuncularla oynasak PSV den 5 değil 6 yerdik en fazla.  Başka çaremiz yok. İğneden ipliğe üretmeliyiz, üretmeliyiz, üretmeliyiz.  Türkiye batacaksa  sanayicisine, üniversitesine, çiftçisine, Ar-Ge sine, öğretmenine, sağlık çalışanına vereceği destek ile batsın. Global sermayeye  yüksek faiz ödeyerek batmasın. Bu faizi ödeyemeyiz, zaten batacağız.

Türkiye, dünyanın en verimli topraklarına sahip, üç tarafı denizlerle çevrili, komşu ülkelere göre halen suyu olan ve genç, dinamik nüfusa sahip harika bir ülke. Bu ülkenin en büyük handikabı  siyasetçiler. Vatan, millet, kuran, bayrak diyerek hiçbir şey yapmıyorlar. Ülke siyasetçilere rağmen ayakta duruyor. Gerçekten ülke için bir şeyler yapmaya çalışan siyasetçilere de olanak verilmiyor. Ümitsizlik yok, ağlamak yok. Sadece kafanı bir kaldır ve “ Hop ne oluyor burada” de, yeter.

Sosyal Medyada Paylaşın!

Murat KARTALKAYA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!