KOZMİK KOD; DOĞANIN DİLİ/KUANTUM FİZİĞİ – HEINZ R. PAGELS

16 Mayıs 2020by Murat KARTALKAYA2

İki yıl kadar önce Şamanizm ile ilgili bir kitap okuyordum. O kitapta sürekli şamanizm ile kuantum fiziği benzerliğinden bahsediliyordu. Çok mantıklıydı. Ondan sonra tasavvuf ve kuantum benzerliğini anlatan bir kitap okudum. Yine çok mantıklıydı. Bunun üzerine kuantum fiziğini anlamak için çeşitli kitaplar okudum. Ama bırakın anlamayı kafam iyice karıştı, hatta zaman zaman yandı.

Heinz R. Pagels’in bu kitabı ise kuantum fiziğine giriş yapmamı sağladı. Anlamamı veya öğrenmemi demiyorum, giriş yapmamı sağladı. Günümüz insanlarının mutlaka okuması gereken bir kitap. Ne yazık ki yeni basımı yok. Ben ikinci elden bulabildim. Şunu söyleyebilirim kuantum için ; Maddi olasılıklar çerçevesinde, sizin gerçekliğiniz bir seçim meselesidir. Bir kere aklınız bunu kabul edince, dünya artık tekrar aynı olmayacaktır.

Özellikle Y ve Z kuşaklarını anlamak için şart. Y ve Z kuşağı kendilerini anlamak istiyorlarsa da kuantumu öğrenmeliler. Onlar Kuantum çocukları aslında. Özelliklerine bakın, kuantumu okuyun; çocuklar kuantum özellikleri taşıyor. Y kuşağının özelikleri ; çoklu (olasılıklı) görev yapabilen, tatminsiz, özgür, otorite karşıtı. Z kuşağının özellikleri ise; tatminsiz, doğrucu, şeffaf, otorite tanımaz, tüketici. Ben böyle hissettim. Uzay yolu dizisinde seni görür görmez “tısss” diye açılan kapılar bizim için peri masalıyken, bu iki kuşak için fotoselli kapıydı. Fotonu (ışının temel parçacığı) tam olarak bilmeseler de onunla yaşamaya başladıklarından bu kuşaklar kuantum kuşağı.

Gelelim kitabın özetine. Her özette olduğu gibi kendi yorumları mı da katıyorum doğal olarak.

Newton’ a kadar dünyaya Galileo’nun ortaçağa özgü skolastik fiziği egemendi. Newton ile beraber klasik fizik, determinizm egemen olmuştur. Determinizm de, evrenin başlangıcından sonuna gizli bir el ile asla milim şaşmayan bir saat dakikliğinde tüm maddelerin yaradılışı ve hareketleri değişmez şekilde bellidir. Evren sonsuzdur ve sonsuza kadar kurallar milim sapma yapmayacak şekilde bellidir. Doğanın geçmişi ve geleceği en ince ayrıntıya kadar bellidir. 19.yy sonlarına doğru fizikçilerin maddenin atomik birimlerinin Newton yasalarına uymayıp rastgele, tahmin edilemez hareketlere sahip olduğunu ortaya çıkarması ile çökmüştür. Artık Einstein yasaları öne çıkmaktadır. Kuantumun babası olan Eınstein ise tüm buluşlarını Determinizm kurallarına uydurmaya çalışmakta kuantum akımının babası olduğunu inkar etmekteydi. Einstein den ilham alan ve hızla kuantum fiziğine gönül verenlere bile karşı çıkıyordu. Çok ilginç değil mi ? Amerika’yı ilk keşfeden Amerigo Vespucci gibi. Eınstein “Genel Görecelik Teorisinde”, evrenimizin üç boyutlu alanının kendi etrafında eğrilebileceği ve tıpkı dünyanın yüzeyi gibi sonlu olabileceğini kanıtladı. Uçağa binip tüm dünyayı dolaşsak kendimizi düm düz gidiyormuşuz gibi hissederiz. Oysa bir 360 derece yapmışızdır. Eınstein uzunluk, yükseklik, derinlik kavramlarının yanına zaman kavramını da sokmuştur.

Peki Enistein kimdir ? Yazar kitabın ilk bölümünde onu tanıtmaya yer ayırmış. Eınstein, 1879 yılında Almanya’da orta sınıf Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Parlak bir çocuk değildi, kelimeleri hatırlamakta güçlük çekiyordu. Zihni dilsel bağlantılardan kopuktu. Kuleler yapıyor, bilmeceler çözüyordu ama konuşmakta zorlanıyordu. Ailesi dinci olmayan, liberal yapıdaydı. Yahudi olmalarına rağmen oğullarını katolik okuluna gönderdiler.Yüzyılın başında tüm dünyada din ve aile sembollerinin yerini edebi, politik veya bilimsel kültürün semboller almaya başlamıştır. Bunda en çok etkilenen çocuklardan biride Einstein olmuştur. 12 yaşına geldiğinde amcasından Öklid’in Geometri kitabını aldı. O günden sonra bu kitap Einstein’ın İncili olacaktı. Zor bir çocuktu. Alman okullarının askeri disiplininden nefret ediyordu. Kendi yaşıtlarıyla aynı ortamlara nadir giriyor, öğretmenleri tarafından anlaşılamıyordu. Hatta öğretmeni tarafından okuldan kovuldu. Öğretmeninin biri onun için “ Okula gelmemesi, gelmesinden son derece daha faydalıdır “ demiştir. On dört yaşına geldiğinde ailesi iflas edip İtalya’ya gitti. Okumak için bir yıl Almanya’da kaldıysa da bir yıl sonra İtalya’ya ailesinin yanına gitti. Lise sonrası fizikçi olmak için Zürih üniversitesi sınavlarına girdi ama başarılı olamadı. İşviçre’ de bir hazırlık okulundan diploma aldıktan sonra Zürih enstitüsüne fizik eğitimi almak için kayıt oldu.

Deneysel fizik artıkça ,klasik fizikin tahtı sarsılıyordu. Radyoaktivite ortaya çıkmıştı. Yani belli maddeler kendiliğinden hem parçacık hem ışın yayılması etkisi gösteriyordu. Hiçbir madde ışık hızını geçemez.Işık hızı, evren için hız sınırıdır. Hız artıkça, zaman yavaşlar ve ışık hızına ulaşılınca zaman durur.

Richard Feynman ;” doğada her şey, birbirlerinden biraz uzakta olduklarında birbirini çeken fakat, birbirlerine sıkıştırıldıklarında ise birbirini iten, aralıksız bir hareket içinde dolaşan atomlardan yapılmıştır.” Sürekli biriyle dip dibe olmak sizi sıkıyor mu, aşırı kalabalıklarda bunalıyor musunuz !? Son derece normal atomik fıtratınız böyle :::))

Eskiden ışık dalga biçimli olarak görülüyordu. Eistein ise ışığın daha sonra foton olarak anılan ışık parçalarından ( küçük enerji paketlerinden) oluşan parçacıklar yağmuru olduğunu ispatladı. Bilimde yaratıcı hareket, özel olandan (fotoelektirik etkisi) genel olana ( ışığın doğasına) doğru gider. Kişi bir kum tanesinde evreni görebilir. Tüme varım mı diyorduk biz buna !? Galiba öyle.

Eınstein’ a göre ışığın hızı mutlak ve değişmezdir. Siz bisiklet ile saatte 10 km hızla giderken yanınızdan 120 kim hızla geçen bir araba için siz duruyorsunuzdur. Işık hızı ise kime ve neye göre olursa olsun her zaman aynı ve bizim hızımızdan bağımsızdır. Yürümeye karar verdiğinizde beyninizden gelen sinyal ilk adımınızı attıktan yarım dakika sonra diğer ayağınızı adım artırtır. Işık beyninizin gönderdiği bu sinyalden bile hızlıdır. Işığın 11 milyon mili geçmesi yaklaşık bir dakika alır.

Sezgilerimizle çelişkiye düştüğümüzde uzay ve zamanın göreceli oluşu bizi rahatsız eder. Her şeyin biz ne yaparsak yapalım belli kuralları olması aslında içten içe sevdiğimiz bir ilkedir. “Ne yaparsam yapayım kaderin önüne geçemem” ya da “ Biz ne yapsak boş , dünyayı 10 aile yönetiyor. Onlar ne derse o oluyor “ . Oysa kuantum diyor ki ; ne yaparsan yap hiç bir şey kesin aynı sonucu vermez.

Ayrıca fizikçiler enerjinin sakınımı yasasını buldular. Enerji ne yaratılabilir, ne de yok edilebilirdi. İnsan da bir enerji ise ölüm yok mu yani ?! Yani E=mc2 denkleminde özetlendi. Kütle ve enerji kütle birbirinin farklı görünümleridir. Çevrenizde gördüğünüz tüm kütleler bir çeşit bağlı enerjidir. Bağlı enerjinin minnacık bir miktarının serbest kalması nükleer patlama benzeri bir sonuca yol açacaktır. Artık yıldızların enerjisinin kaynağını biliyoruz. Büyük patlama sırasında kütle ve enerji serbestçe birbirine dönüşebilmekteydi. Belki gelecekte bir gün tekrar aynı şey olacaktır.

Newton’un başına ağçatan elma düşmesi sonucu yer çekimi kuvvetini bulduğunu bilirsiniz. Oysa kuantumcular yer çekimi kadar sizinde yeri çektiğinizi gösterdiler. Her kütle de olduğu gibi tüm gezegenler gerilmiş bir çarşafın üzerine çeşitli mesafelerle bırakılan ağır toplar gibi çarşafı aşağı doğru çukurlaştırırlar. Gezegenler birbirlerine göre aynı hizada değildir. Gezegenin kütlesinin ya da herhangi bir kütlenin yanındaki uzayı eğri yapması onun geometrisini değiştirmesidir. Aynı adama farklı yerlerden bakan insanların adam hakkında farklı fikirleri olması hissedilen bükülmededen olabilir mi diye düşündüm kitapta bu bölümün deneylerini okurken.

1-)Genel görecelik kuramının ilk testi ışığın güneşin kenarından bülülmesidir. Güneş tutulması sırasında güneşin arkasında kalan yıldızların ışıkları önlerinde güneş olmasına rağmen dünyadan görülebilir. Işık bülümektedir. 2-)Genel görecelik kavramının ikinci testi, gezegenlerin arasındaki mesafelerde küçük kaymaların saptanmasıdır. 100 yılda 43 saniyelik bir yay kayması. 3-) Gemel görecelik kavramının üçüncü testi saatlerin kütlesel çekim alanında daha yavaş çalışmasıdır. Kütlesel çekim kuvveti ne kadar kuvvetli ise saat o kadar yavaşlar ve zamanda da yavaşlar. Kütlesel çekim yüksek bölgelerde daha kuvvetlidir. Yüksek bölgelerde yaşayan insanlar deniz seviyesindeki bölgelerde yaşayanlara göre daha geç yaşlanırlar.

Geceleyin gökyüzüne baktığımızda yıldızlarla dolu olduğunu görürüz. Gördüğümüz tüm yıldızlar ev sahibi galaksimiz olan Samanyoludur. Ve milyarlarca galaksiden biridir. Genel görecelik kavramına göre evren statik olamazdı. Galaksilerin gazı genişlemekte veya büzülmekte olmalıydı. Friedmann isimli bilim adamı, galaksiler gazının yoğunluğu kritik bir değerin altında olursa ,evrenin açık olduğu ve sonsuza büyümeye devam edeceğinin galaksilerin gittikçe birbirlerinden uzaklaşacaklarını gösterdi. Eğer galaksilerin kritik değerin altında ise evren kapalı olacak ve sonunda büzüşecektir. Bugün sahip olduğumuz bilgi kritik noktanın altında olduğumuz ve açık evrende bulunduğumuzdur. Evren, evrim geçirmeye devam ediyor. Fakat daha çok madde keşfedilirse o zaman önce genişleyip sonra büzüşecek, dolayısıyla evren kapalı hale gelecektir. Bu bölümü okuyunca düşündüm. Gelmiş geçmiş ve şu anda yaşayan tüm insanları milyarlarca galaksili bir evren içinde bir yere koyarsak, hepimiz ancak tek bir kum tanesi olabiliriz. Yaradanın her şeyi yaratan olduğuna iman ediyorsak, bir kum tanesinin başını örtmesi, yemesi içmesi, giyinmesi ne kadar önemli olabilir ki. Ya da bir yere onun adına bir mabet yapılması. Oysa insanlar bunlar yüzünden birbirini öldürdü tarih boyunca, halende öldürüyor. Yaradanın koca evrendeki enerji dalgalarından gözlemleyebileceğimiz kadarını kural olarak mı yaşıyoruz ve yaşatmaya çalışıyoruz. Herkesin Yaradanın enerjisini gözlemlediği an, gözlemcinin kişiselliği ve diğer doğal koşullardan dolayı mı bu kadar çok din, mezhep, tarikat var!?

Newton’un determinizmine göre saat gibi işleyen bir nesnellik vardır. Sen arkanı dönsende, dönmeyip gözlemlesende evren ve tüm nesneler oradadır. Kuantum fiziğine göre ise elektronların atomların etrafındaki sıçramaları rastgele oluşur. Sadece sıçramaların olasılığını bilebiliriz. Büyük saatin küçük çarkları, yani atomlar determist kurallara uymaz. Ayrıca evren bizim gözetlememiz ile ortaya çıkar. Neyin var olduğu kısmen neyi görmeyi seçtiğimize bağlıdır. Yani gerçekçilik kısmen gözlemci tarafından yaratılır. Aklıma şu geliyor bu cümleyi okuyunca. Evrende iyilik, kötülük, güzel, çirkin yok ya da hepsi var. Biz hangisini gözlemlersek dünyanın o yönü ağır basıyor . Olabilir mi gerçekten !? Sipritüellerin görüşü bu aynı zamanda. Onlarda mı kuantuma dayanıyor yani !??!

Fizikçiler 19. yy başında red edilen simyacılık gerçek oldu. Radyoaktif transmutasyon olarak adlandırılan kurşunu altına çevirmeyi 19.yy sonunda gerçekleştirdiler. 1911 yılında atomun resmi çizildi. Atomun kütlesi daha sonra çekirdek olarak isimlendirilen, minik pozitif elektrik yüklü bir nüvede yoğunlaşmıştı. Negatif elektrik yüklü, çok küçük kütleleri olan elektronlar ise, çekirdek etrafında büyük bir bulut oluşturuyor ve atomun büyüklüğünü etkiliyorlardı.

Fizikçilerin yapabileceği en iyi şey parçacıkların olasılık hareketlerini belirlemektir. Kuantum terosinin tüm yapabildiği dalga şeklini ve böylece kuantum parçacığının belli özelliklere sahip olma olasılığını kestirebilmektir. Oysa klasik fizik, tek tek ölçümlerin sonuçlarının kesin olduğuna inanır. Yaradan bile size bazı olayların oluşu konusunda yalnızca olasılıkları verir, kesinliği değil. Düşünüyorum da Kuran kesinlik bildirir derler. Oysa bence kesinlik yok sanki. Ayetlerde “ af dileyin, umulur ki affedilirsiniz, Allah çok affedicidir.” ya da “ Günahdan, haramdan uzak durun, bol sevap işleyin umulur ki cennete gidersiniz” şeklinde tanımlamalar var. Her şeyi eksiksiz bile yapsan cennete girmek veya affedilmek kesin değildir. Onu Allah bilir.

Kuantum gerçekçiliği ile ilgili iki bilim adamı Kopenhag yorumu diye iki noktaya vurgu yapıyorlar. Birinci nokta kuantum gerçekçiliği belirli değil, istatistikseldir. Gözlemlenmiş bir fenomen olana kadar, hiçbir fenomen bir fenomen değildir. Gözlem yapılmadan bilemeyiz. Gözlem yapan kişi, ortam, geçmiş bilgi v.s gözlemin sonucunu etkileyebilir.

Kuantuma göre her belirli olay bir olasılık dağılımın bir kısmı olabilir ve görülmeyen elin etkisi altındadır. Biz milyonlarca olasılıktan gözlemlediğimizi algılarız ve algıladığımızı gerçek diye nitelendiriz yani. Ben bu cümleden bunu anlıyorum.

Gaz nedir !? Yüzyıllarca insanlar gazların sürekli maddi ortamlarda olduğunu sandılar. Fakat aslında, gazlar birbirlerine ya da bir duvara çarpana kadar düzgün hatlarda uçuşan milyarlar üstü milyarlarca molekülden oluşur. Birbirlerine çarpmaya başladıklarında ise deliler sirkine dönerler. Termodinamiğin yasalarını, parçacık hareketlerinin dağılımı ile ilgili ifadeler olarak elde etmek, istatistiksel mekaniğin temel başarısıdır. Parçacık bazında sıcaklı ve basınç yoktur. Çok sayıda parçacık olursa sıcaklık ve basınç kollektif olarak ortaya çıkar. Sıcaklık ve basınç, bir parçacıklar topluluğunun hareketlerinin dağılımının ortalama özellikleridir. Bir dine, millete, gruba v.b insanların tek tek tepkileri ile hep birlikte tepkileri gibi. Sürü psikolojisi diyoruz ya. O topluluk içinde hareket etmeye başladın mı artık kendin gibi olamıyorsun sanki. Termodinamiğin yasalarından bir olan Entropi, bir fiziksel sistemin ne kadar düzenlenmemiş olduğunu gösteren niceliksel bir ölçüdür, sistemin dağınıklığının ölçüsüdür. Dağınıklık evrenin temel yasasıdır. Düzenli tutmak her zaman zordur. İkinci yasa ise kapalı sistemlerde karışıklık artar . Kapalı sistemde her şey parçalara ayrılır, her şey çöker, harabe halini alır. Artık ışığı olmayan başka bir şeye dönüşür. Kapalı toplumlarda da aynı şey olmaz mı diye düşünmeden edemedim. Baskıcı, otoriter rejimlerde tek tip adamlar, tek tip görüşler, tek tip yaşam belli bir süre sonra insanın içten içe ışığının sönmesini, ahlaki değerlerini yitirmesine yol açar. 20 yy. da yaşadık öyle değil mi böyle şeyleri. Tabi tüm kuantum yasalarında olduğu gibi Entropi artış yasası da mutlak şekilde kesin değildir,istatistikseldir.

Redüksiyonizm ( indirgemecilik) bir dizi düzeyler olduğunu savunur. En alt düzeyde, atomaltı parçacıklar bulunur ve bunlardan atomların ve moleküllerin kimyasal özellikleri elde edilir. Moleküller yaşayan ve yaşamayan şeyleri oluştururlar ve moleküllerin ve hücrelerin davranışından tek tek insanların davranışını belirlemek mümkündür. Bunlarda sosyal düzen ve kurumları oluştururlar. DNA sını değiştirirsek insan değişir, insan değişirse toplum ve dünya değişir demek geldi içimden. Sipritüellerinde dediği gibi “ sen değişirsen, dünya değişir”.

Doğa kusur konusunda hiç bir şey bilmez; kusur, doğanın insan tarafından kavranışıdır. Biz doğanın parçası olduğumuz ölçüde mükemmeliz; mükemmel olmayan insanlığımızdır. Ve ironik olarak, kusurluluk ve hata konusundaki kapasitemiz nedeniyle özgür yaratıklarız. Hiçbir taş ya da hayvanın zevkine varamayacağı bir özgürlüktür bu.

Tekrar elektronlara dönelim. Kuantum teorisine göre, elektron bir su dalgası veya bir madde dalgası gibi davranmaz. Bir dalga gibi davranan şey, elektronların bulunması ile ilgili olasılık yüksekliğidir (olasılık dalgaları). Elektrona baktığınız anda o bir parçacıktır. Fakat ona bakmıyor olduğunuz anda o tekrar bir dalga gibi davranır. Elektron, uzayda bir noktada gerçek bir parçacık olarak, ancak biz onu doğrudan gözlemlersek vardır. İnsan dünyası önceden belli olmayan olaylardan etkileniyorsa, bu durum insan ölçüsündeki olaylarda nesnellik olmadığı; onların ancak biz onları gözlemlersek var oldukları anlamına gelebilir mi ?!

Doğa gerçek yerel olmayan etkileri önlemek için olağanüstü bir ustalıkla bulunmuştur. Evrendeki tüm şeylerden, hangisinin rastgele şekilde değiştirildiğinde değişmeden kalacağını sorarsak, bunun cevabı bir rastgele dizi olacaktır.

Fiziğin geleceğinde uzaklara da gidebilir ve kuantum teorisine yeni yaklaşımlar bulunabilir. Belki de kuantum toerisine yeni yaklaşımlar bulunabilir. Belki de kuantum teorisi deneysel olarak yalnış veya eksiktir, bu mantıksal olarak olanaksız bir şey değildir. Şüphe yok ki kuantum gerçekçiliğine giden yolda hala keşfedilecek inanılmaz şeyler vardır.

Tüm bilim, nesnel bir gerçekliğin ( bizim onu bilmemizden bağımsız olarak var olan bir nesneler dünyası) varlığı üzerine dayanmaktadır. Tüm dünyanın bilimine sahip olduğumuzu iddia etmemeliyiz. Onu gözlemlemediğimiz ve onun farkında olmadığımız sürece dünyanın nesnelliğini rededersiniz, o zaman tekbenciliğe , bilincinizin var olan tek bilinç olduğu inancına varırsınız.

Kısaca kuantum gerçekçiliğini tanımlayacaksanız birini seçmelisiniz. Maddi olasıklıklar çerçevesinde, sizin gerçekliğiniz bir seçim meselesidir. Bir kere aklınız bunu kabul edince, dünya artık tekrar aynı olmayacaktır. Maddi dünya gerçekte bu düşünme şeklini bize kabul ettirmiştir. Bunu merak etmekten kendimi alamam. Fiziksel dünyanın gerçek gizi , hiç giz olmadığıdır. Biz gördükçe keşfettik sanırız. Gerçekliği her zaman bilemememiz onun bizden çok uzak olmasından değil, bizim ona çok yakın olmamız sebebiyledir. Zar atan yaradanın evinde bir çok oda vardır. Bir defada yalnız bir odada oturabiliriz, fakat gerçeklik tüm evdir.

Sosyal Medyada Paylaşın!

Murat KARTALKAYA

2 comments

  • Yavuz Cebe

    22 Mayıs 2020 at 21:07

    Murat Bey, sizinle 4er’den tanışıyoruz hatırlarsanız. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.
    Yukarıdaki yazınızdan sonra şu konferansın mutlaka ilkginizi çekeceğini düşünüyorum. https://youtu.be/rLu2zXWvAX8

    Reply

    • karmurat34

      24 Mayıs 2020 at 19:26

      çok teşekkür ederim. Mutlaka izleyeceğim.

      Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!