iNANCIN BİYOLOJİSİ-DR.BRUCE LİPTON

Herşeyden önce Amerikalı fizik frofesörü Fred Alan Wolf dan sonra, Amerikalı bir genetik uzmanı doktorun kitabında da Mevlana dan bahsetmesi, ondan alıntılar yapması beni çok gururlandırdı. Dünya emin olun bizden daha çok tanıyor ve değer veriyor Mevlana ya. Biz tam olarak anlayamıyoruz. Çünkü Mevlana nın anlatmak istediklerini İslami görüş çerçevesinde değerlendiriyorlar, çeviriyorlar. Ben Mesnevi yi okudum ama anladım, etkilendim diyemem. Mevlana yi ancak özlü sözlerinden tanıyor onu özlü söz sanıyoruz. Ondaki derinliğe uzağız sanki. Tüm dünya Mevlana nın peşinde iken biz Mevlana dışındaki tüm uyarıcılara tapıyoruz. Yine Şeyh Edebali nin 12. yy da biyolojik hastalıklarının kökeninde psikoloji olduğunu tarif eden görüşleri de ilginç ve Dr Bruce ile uyumludur. İbn-Sina 10. yy da söylemiş tınlamamışız; şimdi Dr Bruce un kitapları yok satıyor, biz de ilk kez duyuyor gibi şaşkınlık içinde kalıyoruz.

Bakın İbn-İ Sina ne diyor ; “ Öfke karaciğeri, keder akciğeri, üzüntü mideyi, stres kalp ve beyni, korku böbrekleri yorar ( korkuya tepkiyi böbreküstü bezleri oluşturuyor yeni buldular ) .Bunlar vücutta artınca ve sürekliliği var ise ,o organ hasta olur,kullanılamaz hale gelir. Dr Lipton işte İbni Sina nın özetini açıklamış.

Dünya oluştuğunda yaşayan canlılar tek hücreliydi. Zekaları ve hafızaları vardı. İlerleyen yüzyıllarda birleşip tek bir vucut olmanın daha akıllıca olduğuna karar verip önce tek hücreli organizmaları sonra çok hücreli organizmaları yarattılar. Bu bilinçli ve anlaşmalı bir birliktelik.Vucudun zekası ve hafızasına uymak ile beraber her bir hücre kendi zeka ve hafızasını korudu..İnsanlık yok olmaya giderse ,tek hücreliler belki bu anlaşmayı bozup çok hücreli organizmalardan tek hücreli organizmalara hatta daha sonra bireysel hücrelere geri dönebiliriz..Kuantum fiziği artık hiçbirşeyden emin olamayacağımızı çok net anlatıyor. Biz sırası geldikçe yeni Bir şey buluyor ona gerçek gözü ile bakıyoruz. Oysa gerçek hep aynı yerde duruyor , biz gördüğümüz kadarını yeni keşif sanıyoruz.. Kitabı aşağıda kısaca özetlemeye çalıştım..

Her insan 50 trilyon hücreden oluşmaktadır. Hücre biyolojisi açısından hepimiz birey olarak tek hücreli 50 trilyon vatandaştan oluşan dayanışma içinde bir toplumuz. Hücrelerimizin nerdeyse tamamı amibe benzeyen, bir diğerinin hayatta kalabilmesi için sürekli dayanışma içinde olan bireysel organizmalar. Her hücre kendi içinde yaşamını devam ettirebilen akıllı bir varlıktır. Bilim adamları hücreyi vucuttan çıkarıp kültür ortamında yetiştirerek bunu kanıtlamıştır.

Tek hücreler, çevresel tecrübelerinden yeni şeyler öğrenebilme ve hücresel hafıza yaratabilme yeteneğine sahiptir. Hatta hücresel hafızalar kalıtım yoluyla yeni nesillere aktarılır. Örneğin kızamık hastalığı geçirirseniz.Tedavi oldukdan sonra bile hücreler ilerde yine hastalık gelebilir diye kızamık hastalığına karşı ürettikleri antikoru hücresel hafızalarına kayıt ederler. Ve bölündüklerinde yeni hücrede bu hafızaya sahip olur. Yani hücresel bir zeka vardır.

Dünyanın 4.5 milyar yıl önce oluştuğu tahmin ediliyor. Dünya oluştuktan sonraki 600 milyon yıl içinde dünyada sadece tek hücreli canlılar vardı. Bunu izleyen 2.75 milyar yıl içinde ise sadece tek hücreli organizmalar ( bakteriler ,amibe benzeyen protonlar)dünyaya egemendi. Yaklaşık 750 milyon yıl önce çok hücreli organizmalar ( bitkiler ve hayvanlar) ortaya çıktığında bu akıllı hücreler çok daha akıllı olmanın yolunu bulmuşlardı. Bu şekilde organizasyonlar oluşturmanın daha faydalı olacağına karar verdiler.

Organik kimyacılar, hücrelerin 4 çeşit molekülden meydana geldiğini buldular. Polisakkaritler(kompleks şeker) , lipitler(yağlar) , nükleik asitler(DNA/RNA) ve proteinler. Vücudumuzu çalıştırmak için 100.000 farklı tip proteine ihtiyaç var.

1980 yılında bilim insanları insan genemunun 23 çift kromozana yerleştirilmiş en az 120.000 genden oluştuğu sonucuna varmışlardı. Oysa 2003 yılında yapılan araştırma sonuçları insan genımunun sadece 25.000 genden oluştuğu fikrine sahip oldular. Hoş 1950 li yıllara kadar bilim insanları hücre zarının varlığından bile haberdar değildi. Bir hücre zarı ise günümüzde yapısal ve işlevsel açıdan kesinlikle silikon bir çipin karşılığı olarak tanımlanıyor.

Buradan anlaşıldı ki evrimsel merdivenin tepesinde tüm canlılardan daha fazla gene sahip olduğumuz için bulunmuyoruz. İlkel pekçok organizma ile insanın gen sayısı benzer. 1000 hücreli bir solucan çeşidinde 24.000 gen var , 50 trilyon hücreli insan da 25.000 gen var..

Genler kaderimiz mi !? Son yıllarda Epigenetik araştırmalar genler tarafından aktarılan DNA taslaklarının doğumda somut bir şekilde mevcut olmadığını ortaya çıkarmaktadır. Genler kaderimiz değil ! beslenme,stres ve duyguları da içine alan çevresel etkiler temel taslaklarını değiştirmeden bu genleri değişikliğe uğratabiliyor. Ve bu değişiklikleri tıpkı DNA taslaklarında olduğu gibi çift sarmal yoluyla gelecek nesillere aktarıyor.

Pozitif düşünceler davranışları ve genleri derinden etkiliyor ; ancak bilinçaltı proglanması ile uyumlu iseler.Düşünceler , en az bir maraton koşuyor kadar enerji tüketici bir faaliyettir.

Zayıf ,biyolojik genler tarafından yönetilen makinalar mıyız yoksa yaşamımızın ve üzerinde yaşadığımız dünyanın yaratıcıları mıyız!? Kendi biyolojimizin sürücüleriyiz, biyo-bilgisayarımıza girdiğimiz bilgileri düzeltme yeteneğine sahibiz. IMP ( Entegral hücre zarı proteinleri ) lerin biyolojimizi nasıl kontrol ettiğini anladığımızda, genlerimizin kurbanı değil, kaderimizin yöneticileri olacağız.

Fizikçiler Newton un madde tanımını terk ettiler.Çünkü evren boşlukta yer kaplayan maddeden değil enerjiden meydana geldiğini anladılar. Madde aynı zamanda katı ve maddesel olmayan kuvvet alanı (dalga) olarak tanımlanabilir. Kütle ve ağırlıktan bahsediyorsak atomlar fizikseldir. Enerjiden bahsediyorsak atomlar dalga boyudur.

Yerli kültürler (örnek; Aborjinler ) kayalar,hava ve insanlar arasında bizim yaptığımız gibi genel ayrımlar yapmazlar. Onlara göre herşeyin bir ruhu, gözle görülemeyen bir enerjisi vardır. İşte bu modern dünyada madde ve enerjinin içiçe girdiği kuantum fiziği dünyasıdır.

Günümüzde yapılan organ nakillerinde vericinin davranışlarının alıcıya geçtiği gözlenmiştir. Hayatında bira ve kızartmadan nefret eden biri , hayatının en büyük zevki tavuk kızarması ve bira olan birinden organ nakli aldıktan sonra canı bira ve tavuk kızartması çekmiştir. Bunun sebebi “hücresel hafızadır”. Organı veren kişi ölmüşde olsa yayın devam ediyor. Hücreler ölümsüz tıpkı insanlar ölümsüz olduğu gibi. Hepimiz bir bütünün küçük parçasıyız. Tanrının küçük bir parçası..

Çinli doktorlar, akupunktur iğneleri gibi destekler kullanarak hastalarının enerji devirlerini tıpkı elektronik mühendislerinin elektriksel “patolojiler ” arayarak basılı bir devre plaketini düzelttikleri gibi kontrol etmektedirler.

Kuantum bakış açısı, evrenin birbirinin içine geçmiş etkileşimler içinde karışmış bağımsız enerji alanlarının bütünleşmesi sonucu ortaya çıktığını göstermektedir.

Düşünceler yani zihin enerjisi ,vucüdun fizyolojisinin fiziksel beyin tarafından kontrolünü doğrudan etkiliyordu. Düşünce enerjisi ,hücrenin protein üretme işlevini yapıcı veya yıkıcı müdahale mekanızmaları ile harekete geçirebilir ya da engelleyebilir. Sağlığımız ve mutluluğumuz için zihnimizin enerjisisini olumlu ve üretken düşüncelere dönüştürebilmemiz ve her zaman karşımıza çıkan, enerji tüketen, bizi zayıf bırakan negatif düşünceleri yok edebilmemiz önemlidir.

Bilinçli zihin, olumlu düşüncelerin oluşmasını sağlayan yaratıcı kısımdır. Bilinçaltı ise içgüdülerden ve öğrenilmiş tecrübelerden oluşan etki tepki kısmıdır. Bilinçaltı alışkanlıklara sıkı sıkıya bağlıdır. Bilincin düzgün şekilde kullanılması hastalıklı bir vücuda sağlık getirirken ; duyguların uygun olmayan ve bilinçsiz şekilde yönetimi sağlıklı vücüdu hastalıklı hale getirebilir.

Bilinen tüm organizmalar yaşamdan gelen yaşamdan gelen uyarıları ilk elden tecrübe etmek zorundayken , insan beyninin algılarının öğrenme yeteneği o kadar gelişmiştir ki, algıları öğretmenlerden dolaylı yolla da öğreniriz. Bu öğrenimler kalıcı bağlantılara dönüşürler ve bizim doğrularımız haline gelirler. Burada sorun; “ya öğretmenlerimizin algısı doğru değilse”.

Zihin bedeni kontrol eder. Zihin pozitif düşüncelerle sağlığını iyileştirir (plasebo) . Tersi durumda zihin negatif düşüncelerle meşgul olduğunda bu sağlığınıza zarar verir (nosebo). Seçim sizin! Sevgi ile dolu bir dünya görmeyi seçerseniz ,vücudunuz giderek daha sağlıklı olacaktır. Korkularla dolu , karanlık bir dünya seçerseniz sağlığınız buna uygun hale gelecektir. Demek ki hayatımızı genlerimiz değil inançlarımız kontrol ediyor.

Hücrelerde olduğu gibi hücrelerden oluşan insanda iki mekanizma vardır. Gelişimi ve korunmayı sağlayan mekanizmalar. Bu iki mekanizma aynı anda uygun şekilde kullanılmazlar. Koruma moduna geçilince gelişme davranışları kaçınılmaz şekilde kısıtlanır. Dağ aslanından kaçarken tüm enerjiyi kaçmaya kullanırsınız, gelişme aklınızın ucundan bile geçmez.

Vucut mücadele ve kaçış tepkisine hazırlandığında böbreküstü bezi hormonları enerji rezervlerini koruyabilmek için doğrudan bağışıklık sistemi hareketlerini yavaşlatır. Günümüzde sürekli “hazırol ” komutu aldığımız bir dünyada yaşıyoruz ve bu durum sağlığımızı derinden etkiliyor. İnsanların yakalandığı neredeyse tüm hastalıklar kronik stres ile alakalıdır. İbn-i Sina 10. yy da tam bunları söylemiş işte..

Hava saldırısı gibi kısa süreli bir stresi toplum kolayca atlatır. Ancak stres uzun süre devam ettiğinde toplum gelişmesini durdurur ve toplum parçalanmaya doğru gider. Dolu dolu yaşanan ve tatmin edici bir hayat elde etmekiçin ilk yapmamız gerekem korkularımız kontrol etmektir.

Öğretilen korku bazen temel içgüdülerimizi bile köreltir. Bebekler doğuştan yüzme yeteneği ile doğarlar. Ama anne ,babalar boğulacak diye korkar ve korkuturlar. Sonra çocuğa yüzme öğretmek için çocuktan boğulma korkusunu etmak için uğraşırlar. Ebeveynlerimizde gözlemlediğimiz temel davranışlar, inançlar ve tavırlar bizde de bilinçaltımızdaki sinaps yolları gibi birbirlerine bağlıdır. Bilinçaltına yerleştiklerinde, hayatımızın geri kalanında biyolojimizi kontrol ederler, tabi eğer onları yeniden programlamanın bir yolunu bulamazsak.

Araştırmalar genomik etki sürecinde anne ve babanın hayatında meydana gelenler doğacak çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimine büyük etki yaptığını ortaya koyar. Çalışmalar, ister uyanık ister uyku halinde olsun anne karnındaki bebekler annelerin her hareketini, düşüncesini ve duygularını fark ettiğini gösteriyor.

1997 de yapılan bilimsel araştırmalarda anne-babadan genetik olarak elde edilen IQ yani zekan oranı %34 dür.Çocuğun potansiyel zekasının %51 i çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Genler şekillendirilebilir, yönlendirilebilir ve çevreden edindiğimiz yeni tecrübeler sayesinde yeniden biçimlendirilebilir. Genler önemlidir, ama önemleri ancak bilinçli ebeveynler ve sağlanan zengin çevresel şartlarla ortaya çıkar.

Sosyal Medyada Paylaşın!
Murat KARTALKAYA

Murat KARTALKAYA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!