HZ. MUHAMMED’İN HAYATI – Martin Lings

HZ. MUHAMMED’İN HAYATI – Martin Lings

Yazar Lings, aslında protestan bir İngiliz; önce sonra ateist, sonra müslüman oluyor. Ebubekir Siraceddin adını alıyor. 1939 yılından itibaren 12 yıl Mısır Kahire Üniversitesinde Shakespeare eğitimi veriyor. 1948 de İngiltere’ye dönüp Arap dili diploması alıyor. 1955 yılından itibaren İngilizce Müzesinde doğu, özellikle de Arapça el yazmalarının tasnifinde bulunuyor. Bu kitabı ile Pakistan’ın verdiği Siret ödülünü alıyor. Siret ödülü 2010 yılından beri Türkiye tarafından da veriliyor sanıyorum. Siret, bir kişinin biyografisini onun ahlak, kişilik, karakter özellikleriyle beraber anlatmak demek. Hz. Muahmmedin’in hayatını güvenilir kaynaklara dayanarak anlatanlara veriliyor bu ödül. Yazar bence İncil’den de etkilenmiş Shakespeare’den de, Kuran’dan da. Kitapta her üç eserdende esintiler hissettim ben.

Yazar konuya Hz.İbrahim ile giriş yapıyor. Hz. İbrahim 85 yaşında iken 76 yaşındaki karısı Sare’den halen bir çocuğu olmayınca; karısının ısrarı ile karısının Mısırlı cariyesi Hacer ile evleniyor ve ondan İsmail isimli oğluna kavuşuyor. İbrahim 100 , Sare 90 yaşına geldiğinde Sare hamile kalıyor ve oğulları İshak’ı doğuruyor. Hz. İsa’nın babasız doğumu hep dikkat çekicidir. Oysa 100 ve 90 yaşlarında olan bir çiftin çocuklarının olması da Hz. İsa’nın doğumu kadar ilgi çekici bence. İshak doğduktan sonra, Sare ve Hacer arasındaki anlaşmazlık iyice derinleşiyor ve Sare’nin ısrarı ile Hacer ve oğlu İsmail’i evinden uzaklaştırdı. Ana oğul Arabistan’a gelir. Hedefe yaklaştıkları sırada susuzluktan ölümle yüz yüze gelirler. Oğlunun öleceğinden korkan Hacer iki tepe arasında yedi defa birini görmek için koşar. Sonraları bu hareket Hac ritüellerinden birine dönecektir.

Hacer’in ve İsmail’in gönderilmesi bana “altın kanı” anlatan okuduğum bir başka kitabı hatırlattı. Hz. İbrahim kendi soyundan olan karısı Sare’yi ve aynı kanı taşıyan ikinci oğlu İshak’ tercih etmişti yanında kalsın diye. Başka bir soydan gelen karısından olan birinci oğlunu ise göndermişti. Oğlu İshak’ evlendirmek içinde yine kendi kanından bir gelin seçecekti.Bu kan bağlılığı konusu Yahudilerde çok önemli olmakla beraber sanırım Hristiyan, Müslüman tüm dinlerde önemli. Hz. Muhammed’i, İsmail,in soyu olduğuna müslümanlarda oy birliği içindedir. Hatta Kureyş ve Haşimi ailelerinden olmak bile çok önemlidir. Kitabın her yerinde sürekli kan bağı, akrabalık vurgusu önemle yapılmaktadır. Bu bana Şiiliğin “İslam’ın yöneticileri aynı kandan olmalı” görüşünü çağrıştırıyor. Hz. Muhammed ölene kadar kan bağına sıkı sıkıya bağlılığın birden “ Geleneğe” dönmeleri ilginç bir değişim doğrusu.

Soyağacını dört nesle indirgersek ; Döneminin zengin, sözüne güvenilir, kariyerli ve yakışıklı adamı Muttalib’in üç kardeşinden birinin adı Haşim’di. Haşim’in tek oğlu Abdü’l- Muttalib oldu. Onun sayısız çocuğu oldu. Çocuklarından biri Abdullah’tı. Hz. Yusuf kadar güzel,yakışıklıydı. Abdullah’ın da bir oğlu oldu, Hz. Muhammed. Hz. Muhammed doğmadan babası vefat etti. Altı yaşına geldiğinde, annesi Muhammed’i Yesrib’deki ( Medine) kendi akrabalarıyla tanıştırmak için yola düştü. Yesrib’de çok hoş karşılandılar, çok güzel günler geçirdiler. Dönüş yolunda ise annesi Amine hastalandı ve birkaç gün içinde vefat etti. İki yıl boyunca dedesinin korumasında kaldı. Dedesi ölüm döşeğinde Hz. Muhammed’i amcası Ebu Talib’ e emanet etti. Ebu Talip, diğer amca Ebu Leheb gibi zengin değil fakirdi.Ebu Talib, Muhammed’i kendi oğulları Talib,Cafer ve Ali’den ayırt etmeden büyüttü. Ali, gerçekte Muhammed’in amcaoğlu olmakla beraber, kardeşi gibiydi.

Kureyşliler yerleşik hayata geçmişlerdi ama, çocuklarını temiz havada, ruhları özgür ve saf Arapça ile büyütmek için sekiz yaşına kadar çöl göçerlerindeki süt annelere bırakırlardı. Bazı kabileler çocuk bakma ve büyütmede şöhret olmuşlardı. Araplarda şiir okumak kariyerli bir özellikti. Şiir okuyanlara hayran olur, çok önem verirlerdi. Ailelerinden şair çıkarmak prestijdi. Bu yüzden sanıyorum Kuran-ı Kerim’de sık sık Hz. Muhammed’in şair olmadığı vurgulanıyor.

Süt anneler çocuklara bakmak için ücret istemek ayıptı ama uzun dönemli çeşitli menfaatler sağlandığından, zengin ailelerin çocukları isteniyordu. Muhammed o dönemin soylu ama fakir ailesinden geliyordu. O yüzden kimse süt anne olmak istemiyordu. En sonunda Halime yetime kıyamayarak Muhammed’e süt anne olmayı kabul etti. Ben bu kitabı okuyana kadar bunun bir adet olduğunu bilmiyordum. Annesinin sütü olmadığı için mecburen süt anneye verildi sanıyordum.

Hz. Muhammed saygı duyulan, sözüne güvenilen, konuştuğu dinlenilen biriydi. Bu yüzden Kureyşliler onu yeni liderleri olarak görmeyi arzuluyordu. Çünkü o Muttalip ve Haşim soylarını temsil ediyordu. Ama Muhammed’in kendine ait bir dünyası vardı. Sık sık Hira dağında bir mağaraya çıkıp inzivaya çekilirdi. Bu Kureyşli adediydi aslında. Kureyşliler hayatlarının belirli dönemlerinde mağaralarda inzivaya çekilirdi. Yani Muhammed’e ait bir yenilik değilmiş bu durum.Gelenek olan ramazan ayında yine inzivaya çekildiği ayın sonlarına doğru Cebrail ona görünerek peygamberliğini iletti. Sanki vahiyler kalbine işleniyordu. Önceleri korktu bu durumdan şairler gibi ilham geliyor zannetti. Ardı ardına gelen bir kaçından sonra vahiyler kesildi.

Başına gelenleri karısı Hatice’ye anlatınca,Hatice hemen onun peygamberliğine inanıp ilk müslüman oldu. Hatice’den sonra Ebubekir oldu. Ebu Bekir rüya tabirleri yeteneğiyle bilinen biriydi. On yaşındaki amcaoğlu Ali ve Zeyd ilk müslümanlardı. Dört amcası ise müslümanlığa uzak duruyorlardı. Amcası Abbas’ın karısı Ümmü’l Fadl ise Hatice’den sonra müslüman olan ilk kadın olarak tarihe geçiyordu.

Artık vahiy daha çok gelmeye başlamıştı. Vahiy geldiğinde peygamber onu etrafındakilere okuyor, etrafındakiler ezberliyor ve ağızdan ağıza yayılıyordu. Vahiyler bir sıra takip etmiyor. O günkü olaylara, kişilere, durumlara göre ayetler iniyordu. İlk inen 19 ayetli Alak suresinin ilk beş ayetidir. Sonrasında çeşitli surelerden dört ayet daha inmiştir. Beşinci olarak ise ilk tam sure olan Fatiha suresi nail olmuştur. Bakara suresi birinci ayatten başlayıp 286.ayete kadar peşpeşe inmemiştir. Pek çok surenin ayetleri duruma,olaya göre iniyor; Peygamber tarafından hangi ayetin hangi surenin kaçıncı ayeti olduğu bildiriliyordu. Ayetler bazen müslümanlığı anlatmak için geliyordu bazen günün bir sorununa çare bulmak için. Namazın Kabe’ye dönülerek kılınması içinde ayet geliyordu, peygamber eşlerinin arasındaki sorunlar hakkında da, Ayşe’nin arkasından dedikodu yapılmaması hakkında da ayet geliyordu.

Hz. Muhammed İslamı açıkta tebliğ etmişti, müslümanlık yayılmaya başlamıştı. İlk başlarda ufak tefek tartışmalar dışında Kureyşliler yeni dine hoşgörü gösteriyorlardı. Sonuçta Muttalip ve Haşimi soyunu temsil eden dürüst, sevilen Muhammed tarafından temsil ediliyordu.Bu hoşgörü dinin tanrılarına, ilkelerine, kemikleşmiş geleneklerine karşı olduğunu fark edene kadar devam etti.

Hz Muhammed’ e karşı fiziksel saldırılarda başlıyordu. En tehlikeli düşman Ebu Cehil birgün amcası Hamza’nın yanında Muhammed’ e hakaret edince Hamza yeğenini korodu ve arkasından müslüman oldu. Hamza Kureyş’in en cesur, kızdırıldığı zaman en tehlikeli adamıydı. Onun müslüman olması Hz Muhammed’e yapılacak saldırılara karşı güçlü bir kalkandı. Yeni dine tabi olanların sayısı hızla artıyordu. Ama katılımcıların hemen hepsi köle, azatlı ya da Mekke dışında yaşayan Kureyşlilerdi. Ebu Cehil’in kızkardeşinin oğlu azılı müslüman düşmanı olan Ömer’in müslüman olması Müslümanlığa ciddi bir güç kazandırıp kafirlerde büyük bir şaşkınlık yarattı. Yine de müslümanlara karşı taciz giderek şiddetleniyordu. Hz. Muhammed ve onun gibi soylu,güçlüler kendilerini koruyabiliyordu ama garibanlar çok ağır işkencelere maruz kalıyordu. Peygamber bu yüzden müslümanların Habeşistan’ a gitmesini istedi ve bir grup müslüman gitti. Bu ilk Hicret’ti. Çocuklar hariç seksen kişiydiler ve Habeşistan’da iyi karşılanıp dinlerini rahat rahat yaşadılar. Bu kişiler ilk mücahirlerdi. Gidenlerin arasında peygamberin kızı Rukiye ile evlenmiş Osman ve Cafer ile Karısı Aslı’da vardı. Habeşliler samimi hristiyandılar ve tek tanrıya inanıyorlardı. Bu yüzden yine tek Tanrıya inanan müslümanları kendilerine daha yakın görüyorlardı.

Mekke’de ise mücadele devam ediyordu. Kureyşliler, Muhammed’in peygamberlik iddiasından vazgeçinceye ya da ailesi Haşimiler onu red edene dek Haşimileri boykot kararı aldılar. Kız alıp vermeyi ve ticareti durdurdular. M.S 619 yılında boykotun kaldırılmasından kısa bir süre sonra peygamber çok sevdiği karısı Hatice’yi kaybetti. Kendisi 50, Hatice 65 yaşındaydı.

Amca Ebu Talip ölünce, Haşimilerin liderliği diğer amca Ebu Leheb’e geçti. Bu durum müslümanlar için Mekke’de yaşamı daha çekilmez hale getirdi. Peygamber ümmeti eziyet çekmesin diye onları Yesrib’e bugün kü adıyla Medine’ye göçe teşvik ediyordu. Bir müddet sonra Peygamber, Ali ve Ebu Bekir,in dışında herkes Medine’ye göç eder. En sonunda bir gece Ebu Bekir ve Peygamber gizlice Mekke’den çıkarlar. Kafirler peşlerine düşerler. Bir mağarada saklanırlar.Bildik hikaye gerçekleşir. Mağaranın kapısına kadar gelen kafirler içeride kimse olamayacağını düşünür ve geri dönerler. Bu olayda hep mağaranın ağzını kapatan örümcek ağacını hatırlarız. Oysa mağaranın kapısını insan boyunda bir akasya ağacı neredeyse tamamen kapamıştır. Aralık kalan yere bir örümcek ağ kurmuş,önünde de bir güvercin yuva yapmıştır. Böylece kurtulurlar.

Medine’ ye varınca büyük bir saygı ve çoşku ile karşılandılar. Hz. Muhammed, Medineli müslümanlara yardımcı anlamına gelen “ENSAR”, kendi yurdunu bırakıp Medine’ye göç edenlere de göç edenler anlamına gelen “MÜCAHİR” adını verdi. Medine’ye yerleşen peygamber Yahudiler ile iki grubu bir toplum yapan bir anlaşma imzaladı. Her grup kendi içlerinde özgür, dışarıya karşı ise birlikte hareket edeceklerdir. Yahudiler için ilk başta iyi bir ittifak olan bu anlaşma zamanla çıkar çatışmasına dönecek, zaman zaman da Kureyşlilerin rüşvetleri ile sık sık anlaşma Yahudiler tarafından ihlal edilecektir. Bu yüzden git gide birbirlerine güvenemeyen iki gruba dönüştüler. Bu konuda Yahudilerin dinsel beklentileri de anlaşmayı zora soktu. Yahudiler yıllardır bir peygamber bekliyordu. Gelecek peygamber doğal olarak asil kandan yani İshak’ın soyundan olmalıydı. Oysa tüm bilinen belirtileri taşımasına rağmen bu peygamber İsmail’in soyundandı. İlk başta Muhammed’e ılımlı bakan Yahudiler sonraları bu ikileme düşecek ve peygambere karşı ittifaklar içinde olacaklardı.

Müslümanların sayısı her geçen gün artıyor, Medine’nin nüfusu hatırı sayılır bir hal alıyordu, Medine büyüyordu. Müslümanları namaza çağıracak bir işaret gerekiyordu. Yahudiler gibi boru çalmak ya da Hristiyanlar gibi çan çalmayı düşündüler. Ama ikisine de gerek kalmadı. Çünkü Bilal rüyasında “Haydi namaza” diye bağırdığını görmüş, bunu peygambere anlatınca Hz Muhammed namaza çağrının ezan ile yapılmasına karar vermiştir. Burada bence iki aletinde kullanılmaması son derece akıllıca düşünülmüş bir uygulamadır. Tıpkı müslümanların iki yıl Kudus’e doğru ibadet ederken sonra bir müslümanın gördüğü rüya sonrası ve Bakara suresi gereği Kabe’ye doğru ibadet etmeleri gibi. Müslümanlık ayrı ve yeni bir dindi. Diğer dinlerle benzer ritüeller kafa karıştırabilirdi.

Müslümanların nüfusu artıkça yeni gelir kaynakları aradılar. Bedevi kabilelerle anlaşıp Suriye’ye gidip gelen Kureyş kervanlarına saldırdılar. Kervan saldırılarından elde edilenler müslümanlar arasında ganimet olarak dağıtılıyordu. Büyük bir Kureyş kervanına saldırı hazırlığı Mekke tarafından duyulunca 1000 kişilik güçlü bir ordu hazırlayıp kervanı korumaya gönderdiler. Kervana saldırmak isteyen msülümanlar ile kervanı koruyan Kureyş ordusu Bedir yakınlarında karşı karşıya gelirler.Güçlü Kureyş ordusu yenilir darmadağın küçük gruplar halinde Mekke’ye doğru kaçar. Bedir savaşı müslümanlar ile yahudilerin iyice açılmasına yol açar. Uzun zamandır yahudilerin anlaşmayı ihlal ettikleri ve Mekkelilerle yakınlaştığı biliniyordu.Fakat anlaşma yüzünden Bir şey yapılamıyordu ki yine ayetler yetişti. Güvenliğinden endişe ediyorsa anlaşmayı karşı tarafın yüzüne atılabileceğini söylüyordu ayet. Bunu üzerine Hz.Muhammed yöredeki üç yahudi kavminden biri olan Beni Kayyukalıların tüm kıymetli eşyalarını bırakıp sürgün edilmelerine karar verdi.

Hz. Muhammed’in kızı Fatima 20 yaşına gelmişti. Ebubekir ve Ömer, Fatıma’yı istediler . Ama peygamber kendine damat olarak Ali’yi seçmişti. Kızını onunla evlendirdi. Kendisi de Ömer’in dul kalan kızı Hafsa ile evlendi. Ayşe ve Sevde’nin odalarının yanına bir oda daha yapıldı. Hz. Muhammed son derece temiz ve titizdi. Özellikle kötü kokuya katlanamazdı. Çevresini özellikle mescide gelirken soğan, sarımsak yememeleri konusunda uyarırdı.

Kureyşlileri Bedir’in öcünü almaya, Hz. Muhammed ve arkadaşlarını aşalamaya yönelik şiirler yazan Ka’b İbn Eşref , peygamberi çok rahatsız ediyordu. Bir gün onun katlini istedi. Dört kişi bu göreve talip oldular. Ancak yalan ve hilesiz Eşref’ ulaşmak imkansız görünüyordu. Peygamber ise yalan ve hileyi yasaklamıştı. Bunu üzerine peygamber savaşta yalanı ve hileyi serbest bıraktı. Şairler ve yazarlar dillerini tutamadıkları için o günlerde de öldürülüyormuş demek ki. “Aşkta ve savaşta her şey mubahtır” sözü de sanırım o dönemden geliyor. Mekke ve Medine orduları Uhud yakınlarında yine karşı karşıya geldiler. Mekkeliler Bedir’in intikamını almak ve kervan yollarında güveni yeniden sağlamak istiyordu. Savaşta İslam’ın en önemli kılıçlarından biri olan Hamza şehit oldu. Savaş devam ediyordu. Ali’nin beyaz sorgucu, Ebu Dücane’nin kırmızı sarığı, Zübeyr’in parlak sarı sarığı, Hubab’ın yeşil sarığı Medinelilere güç veriyordu. Burada ilgimi çeken sonradan Şiilerle ve Alevilerle anılacak olan kırmızı sarığın Uhud’ta Ebu Dücane’nin başında olmasıdır. Ebu Dücane çok cesur bir silahşördü. Uhud savaşı kaybedilirken panikleyenlerin arasında olmadı, son ana kadar peygamberi korudu. Bir rivateye göre Sıffın savaşında Hz. Ali’nin yanında yer aldı. Belki o yüzden Kızılbaşlar kırmızı sarık takıyordu.

Savaş sonrası yaralar sarılırken peygamber Zeynep ile evlendi. Evliliklerinin sekizinci ayında Zeynep hastalanıp vefat etti. Kızı Fatıma’nın iki oğlu oldu. Peygamber birine Hasan ( Güzel adam), diğerine Hüseyin ( Küçük Güzel adam) ismini verdi. Peygamberin kuzeni Ebu Seleme savaş yaralarının tekrar açılması ile vefat etti. Çok sevdiği güzeller güzeli karısı Ümmü Seleme ile peygamber evlendi. Savaş dullarıyla veya barış ve İttifak için evlenmeye devam edecekti sonradan da peygamber.

Barış zamanları Hz. Muhammed siyasi, toplumsal düzeni kuruyordu. Devlet işlerini Ebubekir, evlatlığı Zeyd, damatları Ali ve Osman ile yürütürdü. Zamanının üçte birini işle, üçte birini ibadet ile, üçte birini de ailesi ile geçirirdi. Evlatlığı Zeyd eşiyle mutlu değildi. O yüzden eşinden boşandı. Karısı Zeynep ile peygamber evlenmek istedi. Ama peygamberin dört eşi vardı. İslam dört eşten fazlasına müsaade etmiyordu.Üstelik evlatlıkta olsa oğlunun eşi ile evlenemezdi. Zeynep kırk yaşlarında, güzel bir kadındı. Yeni gelen ayetlerle sadece peygamber için her iki yasakta kalktı. Zeynep, peygamberin beşinci eşi olarak yeni yapılan odaya taşındı.

MS 627 başlarında sürülen Beni Nadir Yahudileri, Kureyşlilerle birleşerek müslümanlara karşı bir ordu toplamaya başladılar. 10 000 kişiye ulaşan ordu Medine’ye hareket etti. Uhud’ta müslümanları yenen ordunun iki katı büyüklükteydiler. Medine’nin savunmasını büyük önem kazanıyordu. İran’da yaşamış biri, İran’da şehirlerin savunmasını şehrin etrafına hendek kazarak yaptıklarını söyleyince ve akıllar saldırı yapılıp yenilinen Uhud savaşına gidince bu öneri uygun bulundu.Hendek savaşı çok çetin geçti her iki tarafta büyük kayıplar verdi. Bir sabah uyandıklarınında hendeklerin arkasındaki Mekke ordusunun vadiyi terk ettiğini gördüler. Zafer kazanılmıştı. Mekkelileri dost tutup yardım eden, istihbarat sağlayan yahudilerin ileri gelenlerinin kafaları kesildi. Malları, kadınları ganimet olarak alındı. Aralarından müslüman olanlar oldu.

Hendek savaşından beş ay sonra yine bir Mekke kervanına el koyuldu. Kervandakilerden kaçıanlar oldu. Bunlarıdan biride peygamberin kızı Zeynep’in müslüman olmayan kocasıydı. Adam bir yolunu buldu, müslümanların arasına girip karısının çadırını buldu. Karısı onu içeri aldı. Sabah namazı okununca Zeynep mescid’e gitti; kızkardeşleri ve peygamber eşleriyle birlikte erkeklerin arkasındaki ilk sırada yerini aldı. Demek o zamanlar kadınları ayrı bir bölüme sokmuyorlarmış.

Peygamber bir sefere giderken yanına Ümmü Seleme ve Ayşe’yi de alıyor. Sefer çok başarılı geçiyor, pek çok ganimet ve kadın ele geçiriliyor. Ganimetlerden biri kabile reisinin kızı Cüveyyi’yeydi. O kadar güzel bir kadındı ki ,Ayşe’nin bile dikkatini çekmiş, peygamberin onu karısı olarak alacağını hissetmişti. Dönüş yolunda Ayşe tam devesine binerken boynunda kolyesinin olmadığını fark ediyor. Deveden aniden inince hareket eden kervan onun devesinde olmadığını fark etmiyor. Ayşe bir süre aradıktan sonra kolyesini bulup kamp yerine dönüyor ama kervan oradan ayrılmıştır. Nasılsa fark edip dönerler diye bekliyor ama Medine’ye giden kervan onsuzluğu fark etmiyor. Ayşe tek başına bir ağaç altında uyurken bir sebepten ordunun ardında kalan Safvan isimli bir asker onu buluyor, devesine bindiriyor ve Medine’ye götürüyor. Ayşe’nin genç bir askerle gecelediği ve başbaşa şehre döndüğü haberi hızla yayılıyor. Dedikodular peygamberin kulağına kadar geliyor. Peygamber çok üzülüyor. Çok ilginç değil mi !? Ölümü göze aldığın son din ve son peygamber henüz yanı başında iken içine fesat düşebiliyor insanın. Peygamber bir ay Ayşe ile oturmadı, konuşmadı. Sonunda yaşananların zina olmadığı, iffetli kadınlara iftira atanların kırbaçlanması ile ilgili ayet indi, Ayşe’nin masumiyeti kanıtlandı. Ardından peygamber Cüveyyi ile evlendi. Hemen sonra Ramia ile evlendi. Ama başta karıları herkesi şaşırtan evliliği genç ve güzel Safiye’ydi. Evlilikleri arasında daha önce evlenmeyen tek Ayşe vardı. İerleyen zamanlarda Mısır kralı çeşitli hediyelerle beraber peygambere iki cariye gönderdi. Cariyelerden bir Mariye idi. Peygamber onu kendisine ayırdı. Gece gündüz ziyaret etmeye başladı. Bu eşleri arasındaki kıskançlığa yeni bir boyut ekleyip tavan yaptırdı. Hafsa ve Ayşe o kadar çok baskı yaptılar ki en sonunda Mariye’ yi görmeyeceğine peygamber yemin etti. Hatice’den sonra pek çok karısı ve cariyesi olan peygamber hiç çocuk sahibi olamamıştı. Yedinci kez baba olma sevincini Mariye sayesinde yaşayacaktı. Bunun üzerine yine bir ayet geldi. Eşlerinin ağzının payını verirken Mariye’yi helali sayıyor, sadece Allahtan çekinmesini söylüyordu. Peygamber bunu eşlerine okudu ve geceleri hiç bir eşinin odasına gitmemeye başladı. Bunun üzerine peygamberin eşlerini boşadığı dedikodusu yayıldı. Bir ay peygamber hiç bir eşinin odasına gitmedi. Sonra onlara onunla kalma ya da kendi yollarına gitme seçeneği sundu. Eşleri onunla kalmak istediler. Bir ayın donrasında peygamber ilk olarak Ayşe’nin odasına gitti. Bu arada Mekkelilerle Hudeybiye anlaşması yapılmıştı. Müslümanlar hac ve umre için Mekke’ye gidebiliyorlardı. Anlaşmadan bir yıl geçmişti Hz. Muhammed ve arkadaşları umre yapmak, Mescid-i Haramı ziyaret etmek için yol çıktılar görevlerini yapıp döndüler. Yıllar içinde peygamberin kızı Zeynep vefat etti. Bu üzücü haberin ardında cariye Mariye’nin hamile olduğu öğrenildi. Tüm mülümanlar çok sevindi. Çok geçmeden bıçak sırtında yürüyen Hudeybiye anlaşması iki kabilenin haram bölgede çatışması ve kureyşlilerin bir tarafa yardım etmesiyle ipler gerildi. Diğer taraf Medine’ye elçi göndererek peygamberden yardım istedi, peygamber bu isteği kabul etti. Mekke’nin fethi için ortam hazırdı. Onbinden fazla asker ile Mekke’yi kuşattı. Mekke teslim oldu. Peygamber doğruca Kabe’ye gitti. Kabe “ Allah bir ve uludur” sesleriyle inledi. 360 put vardı. Bastonuyla hepsini devirdi. Namaz kıldı, zemzem kuyusuna gidip su içti. Mekke fetih edilmişti, ardından Huneyn ve Taif kuşatmaları kazanıldı. Mariye peygambere bir erkek çocuk hediye etti. Peygamber oğluna “ atam İbrahim’in adını “ veriyorum diyerek bir kez daha asil kandan olduğunu belgeledi. Tebük savaşına gitti. Dönüşte kızı Ümmü Gülsüm’ün vefatıyla karşılaştı. Hac zamanı gelmişti. 300 kişilik hacı kafilesi Ebu Bekir ve Ali ile Mekke’ye gitti. Ali, Mina vadisinde peygamberin yeni mesajını açıkladı. Putperestlere savaş açılmıştı. Mekke’yi terk etmeleri için dört ay süre verildi. Dört ay sonunda görüldükleri yerde öldürülecek ya da esir alınacaklardı. Sadece peygamberle anlaşması olanlar için sözleşmenin bitişi beklenecekti. Sonra ki yıl peygamber yılın tamamını neredeyse evinde geçirdi. Oğlu İbrahim yürümeye başlamıştı. Peygamber çeşitli ülkelerden gelen heyetleri kabul ediyor çeşitli anlaşmalar yapıyordu. Bu yılın mutlulukla geçen ilk başlarından sonra peygamberin oğlu hastalanıp vefat etti. Kasım ve Abdullah’tan sonra bebek denilecek yaşta peygamber üçüncü erkek çocuğunu kaybediyordu. Peygamber artık dünyadan ayrılacağını hissediyordu. Kızı Fatıma’ya aralarında kalması üzere bir sır verdi. Her sene Cebrail iner , peygambere kuranı bir kez okuturdu. Bu sene iki kez okutmuştu. Bunu zamanının gelmesi olarak yorumluyordu. Hastalığı ilerleyince cemaate namaz kıldıramaz oldu. Cemaate önderlik etmesi için “ İnsanlar arasından hiç ayrılmayacağım bir arkadaş seçecek olsam Ebu Bekir’i seçerim” dediği Ebu Bekir’ i göndermiştir. Kendini iyi hissettiği bir gün ayağa kalkıp namaza gitti ve Ebu Bekir’in arkasında saf tuttu. Yürüyemeyecek duruma geldiğinde diğer eşleri tüm gece ve gündüzünü Ayşe ile geçirmesini istediler. Peygamber zamanını başını Ayşe’nin göğsüne veya dizine koymuş olarak yatıyordu. Fatıma ziyarete geldiğinde ise Ayşe, baba kızı yalnız bırakıp dışarı çıkıyordu. Son nefesini başo Ayşe’nin göğsünde verdi.

Peygamberin ölümünden sonra müslümanları kimin yöneteceği gündem oldu. Mücahirler Ebu Bekir’in etrafında toplanmıştı. Ensarlar ise Medineli biri olan Sa’d’ a biat etmek üzereydiler. Ömer’in desteğini alan Ebu Bekir halife seçildi ama Sa’d hiç bir zaman Ebu Bekir,in halifeliğini kabul etmedi. Sıra peygamberin gömülmesine gelmişti. Ebu Bekir, peygamberin “ Öldüğü yere gömülmeyen hiç bir peygamber yoktur.” sözünü hatırlayarak mezarı Ayşe’nin odasına kazdırdı.

Mucizeler ; Yazar geçmiş hristiyanlığının izlerini taşıyor sanıyorum. Sürekli bir mucize peşinde. İncil de Hz İsa için söylenen bir ekmeği bölüp onlarca insanı doyması, bir maşraba suyun asla bitmemesi gibi mucizeler. Bu konuda ben Zaten Kuran-Kerim’in kendisinin bir mucize olduğuna ve başka mucizeye gerek olmadığına inanıyorum doğrusu. Kitapda geçen bazı mucizeler şöyle ;

Peygamber bir kuzunun memelerine ellerini sürdü ve dua okudu. Kuzunun birden memeleri sütle doldu. Bütün grup sütü sağıp içtiler. Sonra Peygamber “ Kuru “ dedi, kuzu kurudu, normale döndü.

Yine Peygamber birgün ailesi ve akrabalarına yemek verdi. Bir kuzu budu ile bir yemek hazırlattı. Normal bir insanın doyacağı kadardı. Ama o yemekten Haşimi ailesinden kırk adam yemek yedi,doyup kalktığında yemek hiç azalmamıştı.

Bir gece bir grup kafir peygamberden dolunayı ortadan ikiye bölmesini istediler. Herkes dönüp aya bakmaya başladığında, Hz Musa’nın denizi ikiye ayırması gibi ayın ikiye bölündüğünü gördüler. Bedir savaşında bir müslümanın kılıcı kırılır, dönüp peygamberden kılıç ister. Peygamber ona bir sopa uzatır. Müslüman sopa ile düşmana saldırınca sopa birden keskin ve güçlü bir kılıca dönüşür. Hz. Musa’nın dev bir yılana dönen sopasına benziyor değil mi !? Bir başka mucize Hendek savaşı öncesi hendek kazılarında oluyor. İlkinde onlarca adamın, tüm aletleri kullanıp çıkaramadığı büyük bir kayayı, peygamber kum tanecikleri haline getiriyor. Yine hendekte çok yorulan ve acıkan işçiler için yeterli yemek olmayınca peygamber evinde yemek verdi. Önce peygamber ve on kişi yedi. Yemekler hiç azalmadı.On kişinin yerini diğer on kişi aldı. Hendekte çalışan tüm işçiler karınlarını doyurduktan sonra bile tabaklarda et ve ekmek kalmıştı.

Yazar, kitabında mucizeler anlatmasına rağmen esas mucizenin Kuran olduğunun farkında. Hristiyanlıkta vahiy Hz İsa’nın kendisi iken, Müslümanlıkta vahiy Kuranı kerimdir diye belirtmiş.Kurana göre Kuran Allahın kelamıdır. Hz İsa da hem elçisi hem kelamıdır.

Hz Ali ; Kitabı okurken Ali ile ilgili pek çok betimleme dikkatimi çekti. Yazar bir Şii veya Alevi değil sonuçta. O yüzden ayrı bir bölümde inceledim; Peygamber akrabalarını yemeğe davet edip onları İslama çağırdığında bir tek 13 yaşındaki Ali ona cevap verince Hz Muhammed “ Ali sizin aranızda benim vekilim, varisim ve kardeşimdir” dedi.

Ali ile Peygamberin kızı Fatıma evlendiklerinde, peygamber onların evine gelir. Kapıda Ümmü Gülsüm karşılar. Ona ;” Kardeşim nerede ?” diye sorar. Gülsüm “ Kardeşin kim Allahın resulü” deyince, “Ebu Talib’in oğlu Ali. Benim gerçekten kardeşimdir” der.

Peygamber Ali ve Fatıma’ya büyük sevgi besliyor bunu her yerde gösteriyordu. Torunlarını da çok seviyordu.” Bana ev halkı içinde en sevgili olanlar Hasan ile Hüseyin dir.” diyordu. Tebük savaşına giderken Ali’yi ailesini korumak üzere geride bırakması, Ali’nin gözden düştüğü yorumlarına neden olmuş, buna üzülen Ali, peygamberin peşinden gitmiştir. Peygamber , Ali’ye; “Ey Ali, benden sonra peygamber gelmemesi hariç senin bana, Musa’nın Harun’a yakınlığı gibi yakın olmamdan mennun değil misin?!” Bu cümle Ali yi , Harun peygamber ile eş tuttuğunu gösteriyor sanki. Yani peygamberlik mekanı devam etse sırada Ali var.

Tebük savaşından sonra Hac zamanı geldi. Peygamber 300 kişilik hac kafilesini başlarına temsilcisi olarak Ebu bekir ‘i koyarak gönderdi. Fakat ardından bir ayet geldi ve peygamberi ancak kendi kanından birinin temsil edeceğini bildirdi. Asil kan yine devreye girdi. Peygamber, Ali’yi acilen kafileye yetiştirdi. Ali’yi gören komutayı almaya geldiğini sandı ama Ali onun komutasında olacağını söyledi.

Peygamber, Hristiyanlarla yaptığı bir görüşme için heyeti evine davet etti. Heyet eve girdiğinde peygamberin büyük bir aba giyip onu etrafına yaydığını ve abasının üstünde Ali, Fatıma ve iki torununun oturduğunu gördüler. Bu beşliye “Ehl-i aba” denilmiştir.

Peygamberin kızı Fatıma’ya “ Sen, İmran kızı Meryem hariç cennetteki kadınların en üstünüsün.” Ali içinde “ Ben bilginin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır.” Peygamber hasta yatağında Ali için “ Allahım, onun dostuna dost ol, düşmanına düşman ol” demiştir. Bütün bu anlatılanlardan Ali’nin peygamber için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösteriyor. Sanıyorum halifelik Ali’nin hakkıymış, Eğer İmamlık için Ebu Bekir seçilmese ve peygamber onun arkasında namaz kılmasa tüm işaretler zaten Ali’yi gösteriyormuş aslında. Cemaate imam seçilmesi de büyük bir gösterge. Üstelik Ebu Bekir ilk müslüman. Ali’den farkı Ali çocukken o yetişkin bir adamdı. Herkes tarafından sevilen,sayılan, sakin, diplomatik biriydi. Burası kafa karıştırabilir ama sonrasında Ali’den başkasının halife olmaması gerekirdi. Ali asil kandandı. İbrahim’in soyundan gelmek önemliydi.Peygamber onun için kardeşim, bilgimim kapısı, Harun peygambere eş değer demişti. Ama net vekil bırakmadı. Hz. Muhammed’in ölümü Allah ile konuşmak için dağa çıkan Hz. Musa gibiydi. Ümmetine çok net deliller, mucizeler sunmuştu, herkes ona biat etmişti. Dağa çıktı, döndüğünde ümmetini dağılmış buldu. Hz. Muhammed de bence çok net deliller gösterip ayrılmış dünyadan. Ama ümmeti dağılmış. Hz. Ali sorgulanır, savaşmaya zorlanır olmuş. Yetmemiş Meryem’den sonra cehennemin en üst makamının sahibi Fatıma’nın oğulları, peygamberin evindeki en sevgilileri, peygamberin kardeşi Ali’nin çocukları, Aba Ehl’inin iki temsilcisi müslümanlarca katledildi. Bence bu yüzden müslümanlar bir daha bir araya gelemiyor, o yüzden dünyada hep geri kalan ülkeler müslümanlardan oluşuyor. Çünkü Hz Ali çok üzdüler. Peygamber efendimizin duasına üstlerine oldu; “ Allahım! Ali’nin düşmanlarına düşman ol!”

ÖZEL HAYAT ; Kitapta bir başka dikkatimi çeken o yüzden ayrı bölüme aldığım konu ise peygamberimizin özel hayatı. Dini akıllarınca yüceltececek olanlar peygamberimizin yirmi erkek gücünde olduğundan hanım dayanmadığını iddia ederken. Dini yaralamaya çalışanlar, peygamberin eşleri ve özelikle çocuk yaşta evlendiği Ayşe üzerinden vurmaya çalışıyorlar. Peygamberin eşlerini ezbere bilenler peygamberin üç oğlu olduğunu ama hiçbirinin yaşamadığını bilirler mi acaba!? İlk oğlu iki yaşında, ikinci oğlu doğar doğmaz, üçüncü oğlu ise onaltı aylıkken vefat eder. Ata erkil bir toplumda varisini kaybetmenin acısı,evlat acısı üzerine binince nasıl olur kimse anlatmaz mesela. Hz. Muhammed 25 yaşında halen parasızlık yüzünden evlenememişti. Kendinden 15 yaş büyük ama halen çok güzel ve zengin bir kadın olan Hatice ile evlendi. Altı çocukları oldu. Dört kız iki oğlan. İlk çocukları Kasım isimli oğullarıydı.İki yaşında iken vefat etti. Son çocukları da erkek oldu. Abdullah. Babasının ismini koydu, ama çok yaşamadı. Hz. Muhammed çok sevdiği karısı öldükten sonra onbir defa evleniyor ve pek çok cariyesi oluyor ama sadece bir kere daha, bir cariyesinden babalık sevinci yaşıyor. 25 yıl karısından başkasına bakmamıştı Hz. Muhammed. Bence o döneme göre oldukça yaşlı olan karısınından başka evlilik yapmaması gerçekten büyük bir sevgi barındırıyor. Hatice’nin ölümünden sonra on bir kez evleniyor. 52 yaşındaki Sevde’de, 9 yaşındaki Ayşe’de eşi oluyor. Karısının ölümünden bir yıl sonra rüyasında karısı olarak Ebu Bekir’in kızı Ayşe’yi görüyor. Ayşe o zamanlar daha altı yaşında. Medine’ye göç ettikten sonra Ayşe dokuz yaşındayken peygamber ile evlendiriliyor. Peygamberin evine taşınıyor. Peygamber olmadığı zamanlarda Ayşe arkadaşları ile evinin bahçesinde bebekleriyle oynuyor. O kadar küçük yani. Bu konuda yorum yapmak çok zor. Bunu peygambere hakaret için kullananlar da var, onun bu davranışını ölümüne normal bulanlarda, Araplarda kız çocukları adet gördükleri yıl “birinci yaşına basar “sayıldığından Ayşe evlendiğinde 17 yaşında diyenlerde. Ayşe’nin kendi ifadesi evliyken arkadaşlarıyla bebek oynadığı olduğuna göre 17 yaşında olduğu inandırıcı olmuyor. Adet gören kız evlendirilir diyen Arap adetine kimse kusura bakmasın bence pedofilidir. Burada bilmediğimiz belki de asla bilemediğimiz başka bir gerçek var. Hz. Muhammed ne Ayşe’den önce ne daha sonra bir daha böyle bir evlilik yaşamıyor. Hele Ayşe’den önce testeronlarının tavan yaptığı 25-50 yaş arasında kendisinden 15 yaş büyük Hatice ile 25 yıl mutlu bir evliliği var. Benim burada gördüğüm peygamberin 9 yaşında Ayşe ile peygamberliğinin bilgeliğinden kaynaklanan bir bilgisi ve isteği var. Başka ne söylersem söyleyeyim gerçeklikten uzak olur. Peygamber Ayşe’den sonra pek çok genç ve güzel kadınla evleniyor. Kimileri bunları ittifak sağlamak için yaptığını, kimileri dul kadınları korumak için yaptığını iddia ediyor. O günün koşullarında yanlarında yaşamadığımıza göre peygamberin karıları ve neden evlendikleri pek de önemli değil bence. Ama peygamberin özel hayatını koruyan pek çok ayetin olduğu bir gerçek. Evlatlığının karısını beşinci eşi olarak alırken gelen ayet var. Ayşe hakkında yapılan dedikoduyu kesen ayet var. Benim en çok ilgimi çeken ise peygamberlerin eşlerinin gruplara bölünüp birbirleriyle didiştiği dönemlerde gelen ayet. Ayşe’nin de anlattığına göre bir dönem eşler iki gruba ayrılmış. Bir grubu Ayşe, Hafsa, Safiye, Sevde oluşturuyor diğer grubun başını ise Ümmü Seleme çekiyordu. Peygamberin en büyük aşkı ilk eşi Hatice idi, yaşayanların arasında ise en çok Ayşe’yi sevdiğini eşleri dahil herkes biliyordu. Herkes bunu biliyorsa nasıl hakkaniyet kuracaksın ki, istediğin kadar hakkaniyetli ol, nasıl inandıracaksın ki. Eşler en sonunda peygamberin kızı Fatıma’ya giderek peygamberin diğer eşlerine de Ayşe’ye davrandığı gibi davranmasını söylemesini istediler. Fatıma’nın bunun isteksizde olsa babasına söylemesi ve kolye olayında Ali’nin Ayşe için ne olumlu ne olumsuz konuşmaması ilerde Ayşe ile Ali’nin ciddi ayrışmasına yol açıyor sanıyorum. Diğer yandan Safiye ile evlenmesi hemen ardından cariye Mariye’yi sahiplenmesi, eşleri arasında çıkan büyük kıskançlık ve kargaşa yine bir ayetle sona eriyordu.

Sonuçta günümüz gençlerini “peygamber 20 erkek gücündeydi” diye geçiştiremezsiniz, “ kızlar adet gördü mü, dedesi yaşında biri ile evlendirilir “ diyemezsiniz. “Peygamberin yemeği asla bitmezdi” ya da “ bir vuruşta koca kayayı tuzla buz yaptı” diyerek onları etkileyemezsiniz. Büyük olasılık size şunu diyeceklerdir ; “Neden müslümanlar açtı o zaman . Neden Uhud savaşında yenildiler o zaman.” Z kuşağını kolay ikna edemezsiniz. Çünkü onlar ; tatminsiz, doğrucu, şeffaf, otorite tanımaz, tüketici bir nesil..

Sosyal Medyada Paylaşın!

Murat KARTALKAYA

2 comments

  • Nezahat ÖZDEMIR

    2 Mayıs 2020 at 16:06

    Çok beğendim Murat. Ben de ne zamandır Muhammed in hayatını okuyayım diyordum. Emeğine sağlık..

    Reply

    • karmurat34

      4 Mayıs 2020 at 01:56

      çok teşekkür ederim Nezahat

      Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!