EVRENİN RUHU – F.A.WOLF

Zaman ve mekan var olduğu sürece varlığını sürdürecek tek bir ruhun ve bilincin  olduğunu ,diğer milyonlarca ruhun bu tek ruhun yansıması olduğu kanaatinde yazar.Ve kitapta bunu hem felsefi,hem ruhani hem de bilimsel olarak ispat etmeye çalışıyor..
Zaman ve mekan var olduğu sürece varlığını sürdürecek tek bir ruhun ve bilincin  olduğunu ,diğer milyonlarca ruhun bu tek ruhun yansıması olduğu kanaatinde yazar.Ve kitapta bunu hem felsefi,hem ruhani hem de bilimsel olarak ispat etmeye çalışıyor..
Aristo,Platon,Sokrates gibi İnsanlık tarihinin en saygın düşünürlerinden  başlayarak örnekler sunuyor.Ama benim için en etkileyici kısmı MEVLANA  dan ayrı bir bölümde bahsetmesi..Konya seyahatim sırasında dünyanın her yanından gelen çeşitli milletlere mensup mevlevilerin Mevlana ya olan büyük aşkını bizzat görmüş ve şaşırmıştım.Bu kitapta da dünyanın en saygın Kuantum Fizik proföserlerinden biri olan Wolf un Mevlana yı feyz örneği olarak ele alması beni inanılmaz gururlandırdı.
Hadi kitapta gezinelim ,özetleyelim.Umarım size gerçekten okunmaya değer bir eser olduğu fikrini benimsetebilirim.
Nobel ödüllü fizikçi Francis Crick e göre “ Ruh,sinir sistemimizi ve beynimizi oluşturan nöronların karmaşık etkileşiminin ürünü “ydü.Yani Ruh, bir varlık değil,sanal bir süreçti.Platon bunu iddia ediyordu.Hocası Aristoteles ise ; “ Ruhun somut birşey olduğunu hatta ,örümcek ağına benzer ince bir maddeden yapıldığını “ söylüyordu.
Aristoteles e göre ruh,yaşamamızı,hissetmemizi,algımamızı,hareket etmemizi,anlamamızı sağlayan şeydir. Onun fizik kuramının temel yasası şudur ; eğer birşey hareket edebiliyorsa ,buna yol açan başka birşey var demektir.Ruh,bedenin güç kaynağıdır,yaşamının temel ilkesidir ama bedenin kendisi değildir.
Gerçekten de sadece hacim kaplayan şeylerin gerçek olduğu önyargısı modern bilimle geçmişte kaldı.Ruhun,bir hacminin olmaması gerçek olmadığı anlamına gelmez.

😊

Platon zamanında ise  gerçekliğin mantık yoluyla çözülebilecek zekaya sahip olma şartına inanan Yunan Uygarlığının etkisiyle mantığa ,kurala önem verdi.Matematik olmazsa olmazsı.
Doğanın gerçeğinin matematik ile çözülebileceğine inanan ilk  bilinen Yunanlılar Pisigor ve onun öğrencileriydi M.Ö  6 yy da…Onlara göre ; evrenİn her yerinde kutsal rakamlar vardı.Doğanın planının  temel ilkesi rakamlardı.Pisagorcular ,maddenin nicelenebilir olduğunu,herşeyin sayılardan oluştuğunu ve rakamlarında rakamlardan oluştuğunu ortaya çıkaran ilk insanlardı.
Ençok ilgilerini çeken rakamlar 1,2,3 ve 4 tü.Cenneten dünyaya indirilen  sayılardı.Müzikte,astronomide,coğrafyada ,metafizikte ortraya çıkıyorlardı.Tüm evrenin temelini bu dört sayı oluşturuyordu.Varoluşun dört temeli vardı ; toprak ,ateş,hava,su..Geometri de dört elaman vardı ; nokta,çizgi,düzlem ve üç boyutlı cisimler.
Günümüzde  evrenin dört boyutlu bir uzay zaman sürekliliğine sahip olduğu artık biliniyor ; üç hacim boyutu ve bir zaman boyutu.
Platon göre ; gerçeklik,duyularımız aracılığıyla değil,ancak ideal sayılar yani zihin aracılığıyla bulunabilirdi.Yönetim şairlerde değil,filozoflarda olmalıydı.Mantıka aşırı önem veren Platon ,Yunan toplumunun Homeros ve ve diğer şairlere tapacak şekilde saygı göstermesinden rahatsız oluyordu.
Platon a göre gerçekliğin üç boyutunun üç yaratıcısı vardır.Tanrı formu yaratır,usta yatağı yaratır,sanatçı ise yatağın yansılmasını yaratır,yani günümüzdeki üçüncü aşamacı olan reklamcılar gibi.Ve reklamlar aslından daha çok ilgi görür.Filmin fragmanı,filmden daha ilgi çekicidir.
Ona göre Mantıklı Ruhun Evrendeki kılavuzu ; Saf düşünce %40+Mantık %30 Mantık =Bilgiyi oluştururdu.Arda kalan %20 İnanç +%10 yanılsama = Fikri oluşturuyordu.
Bunun tam tersi ise tam bir faciaydı.Yani %40 yanılsama+%30 inanç+%20 mantık+%10 saf düşünce….Burada saf düşünce felsefi düşünceyi ,yanılsama ise tek tip kitaplardan,reklemlardan,etraftan duyduklarımızı kanun kabul etmemizden kaynaklanıyor.Reklamlarda,siyasi veya sosyal önderlerin söylediklerini inançlarımızla birleştirip gerçeğe  sahip olduğumuza inanıyoruz ne yazık ki..
Platonun mağaranın içinde bağlı olarak sandalyede yüzü mağara duvarına dönük insan betimlemesini hatırlarsınız.Duvara yansıyan yansımalardan yani gölgelerden gerçeği biliyordu.Günümüzde Televizyon odalarımız aynı işlevi görüyor…
Sokrates e gelirsek.Onun  ruhun ölümden sonrada varlığını sürdüreceğine inancı çok güçlüdür.Sokrates e göre ölüm, ruh ve bedenin ayrılması,birinin gerçeklik ,diğerinin yanılsama yoluna gitmesidir..İsa ölmedi diyenler aklıma geldi hemen..
Sokrates bir madde olan ruhun yok olamayacağını form değiştirebileceğini söyler.Maddeler yok edilemez ama özellikler değişebilir der.Günümüz fizikçilerinin söylediği gibi yani .Ne diyor Einstein Görecelik  Kuramında;  E=mc2 yani madde karşıtı enerjiye dönüşür..Ama yok olmaz.
Sokrates in eğitim yöntemide günümüz spritüel  yaklaşımlara çok benziyor..Her insan tüm gerçeği hafızasında bulundurur.Öğretmenin görevi ,öğrencinin hafızasında olan bilgiyi bulup çıkarmasına yardımcı olmaktır.Platon da buna anımsama kuramı der..
Platon a göre ruh bedenle beraberken güzelliğini ve saflığını koruyamaz,kirletilir.Yine de başına ne gelirse gelsin ölmeyeceğinden giderek güçlenir.Ruhun yolculuğu  aydınlanma ile sonuçlanır.
Modern bilim bize ruhlarımızın en iyi ihtimalle beynimizdeki bilgisayar programı olduğunu ,biz öldüğümüzde ruhumuzun yok olacağını şansımız var ise evrensel tarihin omega noktasında ( yani zamanın sonunda ) moleküler boyutlarda mikroçiplerde yer alan sanal gerçeklik similasyonları olarak dirileceğimizi söylüyor.
Birçok tarihçiye göre antik atalarımız  Yaradanı her yerde,doğanın ,evrenin her tarafında görüyor hatta doğanın kendisi sayılıyordu.En belirgin olduğu yer ise  Antik Mısır dı.

Mısır Ölüler Kitabında Güneş  Tanrısı Atum ,kendi kendini yaratmıştı.Atum, hem herşey hem de hiçbirşey anlamına geliyordu.Atum herşey olma özelliği taşıyan bir hiçlikti.Eski Mısırlılar bireylerin en az dokuz ruhu olduğuna inanırdı.Ya da en somuttan en soyuta uzanan  dokuz bölüm..
Eski Mısır da ruh ölmüyor güneşin  battığı yere yani batıya gidiyordu.Beş aşamalı bir süreç yaşıyordu.Ortodoks Yahudilikte ve İslamda günde beş vakit ibadet ,güneşin bu beş aşamasıyla ilgili olabilir..
İbrani alfabesinin ilk harfi olan ALEF  ,idrak edilemez titreşimi,potansiyel enerjiyi,olasılıkları,olabilme becerisini,zamansızlığı ve sınırsızlığı simgeler.Kuran da ELİF ,aynı mı acaba.
Yahudi bir İncil uzmanı olan Carlo Suarez e göre ; İncil,kozmik bilince ulaşabilmek için başvuru kitabıdır.İncil ruha yönelik şifreli talimatlardır.Bu şifreyi çözmek bedene hapsedilmiş ruhun görevidir..
Kuantum kuramına göre ,temel madde parçacıkları ya da güneş ve gökyüzü gibi büyük  kütleler arasındaki boşluk aslında boş değil,dalgalanma halindeki pozitif ve negatif enerjilerle doludur.Dolayısıyla,boşluktaki madde,anti madde,enerji,ruh,ve öz gibi bir dizi sıra dışı olguya rastlayabiliriz. Evren,%99 oranında boşluktan oluşur.
Klasik fiziğe göre sadece nesnelerin enerjisi olur.Nesneler bu enerjiyi elektromanyetik dalgalar halinde emer ya da yayar.Eninde sonunda yayılsalarda mesela bir ayna vasıtasıyla emilirler.
Kuantum fiziğinde ise  Werner Fleisenberg in belirsizlik ilkesi çıkar.Bir hacimdeki tüm enerjiyi ve maddeyi çıkarıp alsanız ,hatta hacmi mutlak sıfır derecesine( -273 c-maddeyi oluşturan atomların en hareketsiz hali ) )  kadar soğutsanız bile ,büyük miktarda enerji yani sıfır noktası enerjisi kalacaktır.Kuantum titreyişi hiç kesilmeyecektir.
Kuantum fiziğine göre ; bilgi ile madde içiçe geçer,taraflardan birindeki değişim diğerinide kaçınılmaz olarak değiştirir.
Peki ruhun belirli bir ağırlığı var mı ya da ruh bedene ne zaman  girer.Deadalus ruhun ağırlığı meselesinin çözüme kavuşturulmasının kürtaj tartışmalarını da sonlandıracağını söylüyordu.Ruj dedektörlerinin hamile kadınlara uygulanması sayesinde ,teologların ruhun gebeliğin kaçıncı haftasında girdiğini test edebilirdi.Bu sayede ruh bedene girmeden kürtajın hiçbir sakıncası olmazdı.
Bu kitapta bu yorumu yapan DEADALUS kim malesef bilmiyorum.Çünkü  vikipedi dışında bilgi  veren yok.Vikipediye de devlet izin vermiyor..” Ben niye İngilzce öğreneyim ,onlar İngilizce öğrensin” diyenler eminim ki hayatları boyunca hiçbir zaman bir bilgiyi öğrenmek gibi dertleri olmamış..
Neyse li Deadalus u buldum.İngiliz David Edward Hugh Jones muş.
Bilginin oluşumu
Ruhun bilgisi dünyayla paylaşıldığında beden bulmuş varlık ortaya çıkar.Ruhun bilgisi aktarıldığında ,boşluk deniziyle olan bağ geçici olarak kopar ve ruh bedene girer.Ruh maddeye büründüğünde benliğe dönüşür.Yeni birşey doğar.Bir çocuk ortaya çıkar.Bir benlik hissi belirir.İnsan uyanır.Madde bilinç kazanır ve paradoksal bir şekilde ruhla bağ yitirilir..Ruhun bilgisi saklandığında,gökyüzündeki ortakla ( boşluktaki sanal parçacıklarla) dünyevi varlık ( gerçek parçacık) arasındaki bağ sürer.Ruhun ayrımdam haberi olmaz.
Bir başla ifadeyle ; ruh dünyaya iner ve beden bulur,öğrenmeye başlar.Ancak bu yolla kendini yitirir.Benlik,ruhun beden bulmuş halidir.
Adem ve Havva cenneteki meşhur ağacın meyvesini yemeden önce iyilik ve kötülük gibi kavramlardan haberdar değildi.Bu kavramları taşıyan ağaçtı.

Yaradan-Adem-Havva üçlü bir paylaşımdı.Adem,  Havva ya baktığında hem Havva yı hem Yaradan ı görüyordu.Havva da  Adem e baktığında hem Adem i hem Yaradan ı görüyordu.Her biri ayrı birer kimliğe sahip ama tek ruha sahiptiler.
Adem ve Havva meyveyi yiyince ,kutsal-gizli bilgi bilinç düzeyine çıktı ve ilk kez Yaradan ile ayrımı öğrenmiş oldular.Üçü birden üçüncü aşamaya geçtiler.Üçü birbirinden ayrıldı.Yaradan ,yani Adem ile Havvanın ruhlar üstü ruhu ikiliden ayrıldı.İkisi de birbirinden ayrıldı.Havva birden kendisini cennette çıplak halde buldu.İlkkez kendilerini tanıdılar ve cennetteki sanal kimliklerinden ve Yaradan dan farklı,ayrı birer kimlik edindiler.
Parçaçacık düzeyinde herkes aynıdır.Dolayısıyla ,zihin ya da bilinç açısından başkalarından farklı olmamız bir anlamda bir yanılsamadır.Başkalarıyla ayırım hissetmeniz,zihin yada bilgi temelli bir  durumdur.Kendimizi benzersiz bir parmak izi,burnu,göz rengi,kilosu,boyu,cinsiyeti,ırkı eşsiz olan biri olarak görürüz.Oysa bütün bunlar yapay kavramlardır.Bizi neyin ayırdığını sormakla birbirimizden ayrılmış oluruz.Kendimiz hakkındaki yanlış bilgilerimiz,ayrımlar yaratmamıza ,zamanda ve mekanda duvarlar örmemize yol açar.
Hepimiz Yaradan ın yazdığı bir oyunun karakterleri gibiyiz.Bu yaşam hikayesinin yarattığı kafa karışıklığının en büyük tehlikesi ruhlarımızı unutmamız.Bu durum Romeo ve Juliet in “ William Shakespeare da kim “ demesi gibi birşeydir.Ruh açısından zamana,uzama ve maddeye dönüşmek yeterince zordu.Ancak daha kötüsü artık kendisinin maddi bir benlik olduğuna inanmaya başlamasıydı.
Acı ama gerçek mi yoksa acı ama yanılsama mı ..Gözyaşı ve kahkaha olmasaydı hissiz makinelere dönüşüp ruh kavramını bizi hiç etkilemeyen,olmayacak bir düş gibi görmeye başlardık.
Budistlerin acı içinde sefil bir hayat sürdüğünü sanabiliriz.Oysa birçok budist ,tam aksine mutlu,enerjik,verimli yaşamlar sürüyor.Sadece birşey bağlanmıyorlar ve hayatın geçiciliğine inanıyorlar.Hem tensel zevklerin hem de tensel zevklerinin yokluğunun,hem acının,hem acının yokluğunun mutluluğunu yaşıyorlar.Onlara göre mutluluğun anahtarı karşılarına çıkan her şeyi olabildiğince doğal ,neşeli bir şekilde yaşamak,başlarına gelen her şeyin geçici ve anlamsız olduğunun,ne kadar acı verici ya da ne kadar mutluluk verici olursa olsun biteceğinin farkına varmak..
Aslında günümüzün kafa kesici,kadın bedeni tapıcı yobaz müslümanlarına değilde  Mevlana,Şems,Yunus Emre,Haci Bektaş Veli,Ahmet Yasevi,Mehmet Fikri Sarıca,Cemil Kılıç,Hasan Onat,Yaşar Nuri v.b  İslam düşünürlerin görüşleriyle ne kadar benzer..Ama dünya kafa kesici ,kan emiciler yüzünden müslümanlığı bilmiyor,öğrenmiyor.
Herşeyin aynı kalması ya da beklediğimiz şekilde değişmesi,ne kadar kötü olursa olsun,gerginliğe yol açan bir yenilikten daha iyidir.Bu durum Newton un  ilk eylem yasasına benzer; Kütleler sabit kalma ya da düz çizgide ilerleme eğilimindedir.
Duygusal keskin bıçaklar bile er geç körelir,en parlak metaller bile ergeç paslanır,taze elma bile ergeç çürür,en keskin anılar bile er geç unutulur.Herşey gelip geçer ve belirsizleşir.
Evrendeki güç hakkında kafa yoran herkes ,evrende iki karşıt gücün var olduğunu bilir.Bunlara ışık ve karanlığın,iyinin ve kötünün ,düzenin ve karmaşanın güçleri diyebiliriz.İyi ve kötü,kişinin yaşadığı ıstırapı yanlış yorumlamasından kaynaklanan birer yanılsamadır.
Ruh görüntüsüne bağımlıdır.Nehirdeki ağzındaki kemik olan görüntüsüne aşık olan köpek gibidir.Görüntüdeki kemiğe ulaşmak için ağzındaki kemiği düşürür..
Öz,kendisinin farkına varabilmek amacıyla zaman ve mekanda hapsolur.Ancak zamansal ve uzamsal sınırlar değişkendir.
Tibet te özgüven ,ailenin ve çevrenin desteğiyle,genellikle küçük yaşta edinilir.Kişinin kendisi hakkında olumsuz düşünceler içinde olması aptallık olarak değerlendirilir.Istıraplarımızın nedeni kendimiz hakkındaki düşüncelerimizdir.Başka bir düzeyde Yaradan-evren-çocuklarımız-annelerimiz-ağaçlardaki maymunlar-yerdeki kayalar olduğumuzu anladığımızda,var olan herşeyle bir olduğumuzu gördüğümüzde ,kendimiz hakkındaki görüşlerimizin çizdiği sınırlar ortadan kalktığında tüm ıstırapların uçup gittiğini fark edeceğiz.
Cehalet,çok özel bir sözcüktür.Bilmemek anlamına gelmez.İçten içe bilmek, ancak bildiklerimizi görmezden gelmek anlamına gelir.Kuantum dünyasına göre ,herhangi bir şeyin var olabilmesi için cehalet gereklidir.Cehalet olmasaydı,zihinsel formlar ya da arayış ortaya çıkmayacaktı.Zihinsel formlar,iradi eylemler ve karma olmasaydı farkındalık diye birşey olmazdı.
Kendinizin farkına varmak için önce kendi bağımlılığınızı itiraf etmek gerekir..Nasıl biri alkolizmden kurtulma grubunda konuşmaya başlarken “ Merhaba ben Yunus ve ben alkoliğim” diye başlıyorsa.Bizde “ ben  Ahmet ve ben bir korkağım “ v.b şekilde kendimizi tanıtmalıyız. Bedenlerimiz madde bağımlısı haline geldikçe beden-zihin farkındalığımızda maddeye bağlı oluyor.Bu bağımlılık hiçlikten kurtularak bir şeye dönüşme arzusu şeklinde ortaya çıkıyordu.
Alışkanlıklarımız da geçmiş yaşam deneyimlerimiz doğrultusunda şekillendirilir.Bu alışkanlıkları gündelik yaşamımıza aktarırız ve kendimizi onlardan özgürleştirmeyi öğrenemediğimiz sürece bir zırh gibi üzerimizde taşırız.
Dünyayı algılamadığımız müddetçe bizim için dünya diye birşey yoktur.Tüm evren ve evrende yaşanan her şey bedenimizin hem içinde hem dışında gerçekleşir.Duyuların ikemetgahı beden ve zihindir.
Duyuların varlık nedeni ,özümüzü,dünyanın geri kalanından ayırmaktır.Altı duyu organımız aracılığıyla dünyayı görür,diğer canlılara duyduğumuz şefkat sayesinde kendi varlığımızı hissederiz.Şevkat duyuyorsanız,bedeniniz bir ruh barındırıyor demektir.
Herşey birbirini çeker.İtici güçler bile bir arzu olarak değerlendirilebilir; Nötr hiçlik durumuna dönmeye çalışan dengesiz bir güç.Maddenin ortaya çıkması ,birşeylerin dengesinin bozulduğunun kanıtıdır.Madde anti madde ile birleşerek yok olmayı ve geldiği boşluğa dönmeyi arzular.Bunu ölüm arzusu olarakda yorumlayabilirsiniz.
Her heyecan,tekrarlanma arzsusu uyandırır.Ancak bunun paradoksal yanı,hiçbir deneyimin tekrarlanamamasıdır.Bir heyecanın ilk kez yaşanması ,ikinci kez yaşanmasından çok farklıdır.Bu nedenle aşık olmaya bağımlıyız.İlk aşk müthiştir.İkincisi o kadar müthiş olmaz.Aşk on yıllık evliliğin ardından sıkıntı vermeye başlar.Bilindik birşeydir artık.İlk deneyimin tekrarlanması hasreti hiçbir zaman bitmez ;ilk sigara,ilk randevu,ilk sevişme…Zihin bunların tekrarlanmasını arzular.Tüm arzular,heyecanın tekrarlanması beklentisiyle ortaya çıkar.Heyecanın tekrarı mümkün olmadığı için arzularda asla tatmin edilemez.Hiçbirşey tekrar etmez,herşey birbirinden farklıdır.
Benliğin  görülebilmesi için bağlanma şarttır.Bağlanma olmasaydı ne hafıza diye birşey olurdu ne de maddi bir dünya oluşurdu.Bağlanma ,maddenin var olmasını sağlayan mekanizmadır.Bağlanma olmasaydı evren diye birşey olmazdı.Bağlanma maddi bir var oluşa,bu da doğuma yol açar.Bunun örneği cinsel arzulardır.Cinsel mutluluğun etkisiyle birbirimize bağlanırız.Karşımızdaki insan gerçekliğimizin onaylanmasıdır.Karşımda bir insan var ,o halde bende gerçeğim.Bunu doğal sonucu elbette doğumdur.Tüm evren için aynı şey geçerlidir.Her madde parçacığı anti madde parçacığına bağlanır.Yeryüzü maddeye  bağlanır.
Doğum, hiçlikten bir varlığın meydana gelmesidir.Yeni bir şeyin yaratılmasıdır.Kendimizi geçmişteki olayların tekrarlanması isteğine kaptırdığımız için var oluşun her anının yepyeni olduğunun farkına varamayız.Hiçbirşey aynı değildir.Aynılık ve istikrar ararsak ,ıstırap çemberine yakalanırız.
Hiçbirşey çekilen  adımdır.Aydınlanma gerçekleştiğinde bağımlılık diye birşey mümkün olmaz.Çünkü hiçbir şeyin tekrarlanmayacağının farkına varırsınız.Her türlü bağımlılık karşısında şefkatli olun.Evrenin bir parçası olduğunuzu ve çekilen ıstırabın evrensel olduğunu unutmayın.ıstırap gereklidir.Bir şeye sahip olma arzusundan doğar

Şevkat aydınlanma yolundaki ilk adımdır.Aydınlanma gerçekleştiğinde bağımlılık diye birşey mümkün olmaz.Çünkü hiçbir şeyin tekrarlanmayacağının farkına varırsınız.Her türlü bağımlılık karşısında şefkatli olun.Evrenin bir parçası olduğunuzu ve çekilen ıstırabın evrensel olduğunu unutmayın.ıstırap gereklidir.Bir şeye sahip olma arzusundan doğar.Bunu anımsarsanız cehaletten kurtulursunuz.Cehaletten kurtulursanız ıstırap çemberi yıkılır ve bağımlılık biter.Başa çıkmamız gereken şey özün maddi forma olan bağımlılığıdır.Bu bağımlılıktan kurtulduğumuzda tüm evren yok olur.
Ruh her şeyi nasıl tekrar görebilir,zamanda nasıl geriye dönebilir !? Modern görecelik kuramına göre bir gözlemci süperluminal hızda ( ışık hızından daha hızlı ) hareket ederse zamanda geçmişe yolculuk yapabilir.Zamanda geçmişe yaptığı bu yolculukta yaşanan olayları bir film şeridi gibi izleyebilir.Ancak,görecelik kuramına göre bu gözlemcinin eylemsiz bir kütleye sahip olması mümkün değildir.Yani,bildiğimiz anlamda bir maddeden yapılmış olamaz.Herşeyi görebilen bu bireyin somut bir maddeden yapılmamış olması gerekiyor…
Ruh göçü var mı ?! Yaşamı boyunca kendisini arzuların zincirlerinden, pislikten ve diğer iffetsizliklerden koruyabilen varlığın ölümü ,yanıcı maddelerin bittiği andaki aleve benzetilebilir.Yok olan ,yeniden doğmayacak varlıktır.Peki bu varlık nirvanaya asla ulaşamazsa ne olur? Çevrede bol miktarda yakıt bulunduğuna göre ,varlık kendisini benzer eğilimlerle ve görevlerle tabiri caizse yeniden yapılandırılır.
Ruh ve öz  nedir ? Ruh ve öz benzer olmakla beraber birbirlerinden farklı kavramlardır.Şimdilik özü beden bulmamış boşluk titreşimleri,ruhu ise kendini yansıtan ve belirli kalıplar çevresinde görülebilen bir şey olarak düşünün.Ruh bu yansıtma aracılığyla bir beden bulur.Öz ise bulamaz.Öz, madde ve enerji kusarken bir şey arzular ancak ne arzuladığını hatta arzulamakta olduğunu bilemez.Ruh ise arzuladığının  ve ne istediğinin bilincindedir.Öz hem potansiyel bilinçli hem de potansiyel bilinçsizdir.Ruh ise gerçekten bilinçli ya da bilinçsizdir.
Bir su damlası buharlaşsa bile temel niteliği olan su olma özelliğini yitirmeyecektir.İster buhar olsun, ister okyanus dibinde ya da bir uzay aracının oksijen ve hidrojeni yakması sonucu ortaya çıksada özünde sudur.Bu su özü,suyun  ruhunun yansımasıdır.Ruhunuz içinde durum aynıdır.
Kendimizi özel hisseden bizler için alışılması çok zor bir kavram.İşin zor kızmı farkındalık düşüncesinden vazgeçmek ve sizi özel kılan şeyin her yerde,karşılaştığınız,karşılaşacağınız,hiç karşılaşmadığınız ya da asla karşılaşmayacağınız her canlıda var olmanız olduğunu fark etmektir.Hissettiğiniz acılar,yaşadığınız pişmanlıklar,yaşamın zevkleri,bütün bunlar diğer insanların yaşadıklarından farklı değildir. Hissetmekte olduğunuz benlik duygusunu her insan hissediyor.,
Bu ruh hep tek ve birdi ve hep öyle kalacak.Ruhum göç edecek mi diye merak edenleriniz olabilir.Tek ruhun verdiği yanıt şu olacaktır.; Elbette !Çünkü ben asla ölmem ve hiç doğmadım.
Kaybettiğiniz yakınlarınız için üzülüyorsanız ,üzülmeyin.Onlar hala burada.Buradalar çünkü onlar sizsiniz.!!!
Tek zihinlilik ,bilincin doğal modelidir.Dolayısıyla telepatik iletişim biz dahil tüm canlı türleri açısından normal bir eylemdir.Ancak evrim güçleri, özellikle bizim gibi duyarlı yaşam biçimleri açısından telepatik yalıtılmışlığı daha avantajlı bir hale getirmiştir.Sizin zihniniz tek zihindir.Yaradanın zihni.
Burada affınıza sığınarak bir bilgi paylaşmak istiyorum.3.Göz de denilen Epifiz bezi tarafından salgılandığı ortaya çıkan bir hormon olan  DMT yani Ruh moleküllerinin dna sına bakıldığında bitkilerde bile olduğu tespit edildi..Tüm evreni birbirleriyle telapatik iletişim kurabilecek mokekül olabileceği düşünülüyor..Tarihin ilk çağlarında yazı ve konuşma olmadan  insanlarında  epifiz bezi vasıtasıyla telepati ile iletişim kurduğu ve o zamanlar epifiz bezinin şimdiki gibi nohut büyüklüğünde değil pinpon topu büyüklüğünde olduğu iddia ediliyor..
Kitaba geri dönelim…Kimileriniz ruhunun olmadığını,varsa bile sizinle hiç konuşmadığını hissediyor olabilir.Aslında hepimiz ruhumuzla konuşma deneyimini yaşadık.Sonuçta ruhunuz sizinle konuşmak için telefon açacak değil. Ruh konuştuğunda dinlemek dışında yapabileceğiniz bir şey yoktur.Söylediği sözcükler birdenbire ortaya çıkıverir.
17 yy da yaşamış gök bilimci,astrolog Johannes Kepler e ( dünyanın ve diğer gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü ispatlayan ) göre ; ruh doğum anında,yıldızlardan ve gezegenlerden gelen ışıklar doğrultusunda yeryüzünde şekillenmiş bir forma akıyor.
Ruh gelecekten sinyaller gönderir.Beden-zihin bu sinyalleri alır.Benliğin bu mesajı alabilmesi için bedenin ruhun frekansına ayarlı olması gerekir.Benlik genellikle bilinçsiz ve mekanik hayatta kalma mücadelesiyle meşgul olduğundan bu mesajları ancak arada sırada alabilir.Bu meşguliyet benliğin her şeyi bir ikilik olarak görmesine yol açar.Ruh, beden-zihne yol göstermeye çalışır.Beden-zihinse bu meşguliyet içinde maddi bağımlılıklarını tatmin etmeye çalışır.Ruh,bedeni gerçekten sever.Yaratılmış olan benliği tüm kalbiyle sever.
Ruh ,benliğin başına neler geleceğini bilir ancak benliğe çok yaklaşamaz. Çünkü bu durumda kimliğini yitirir.Benlik bir çocuk,ruhsa sevgi dolu ebeveyn gibidir.
Yaradılış hakkında …Kabalistler var oluşun insan bilincinin temelini oluşturan üç temel sembol olduğunu düşünür.Bu sembollere  “ana harfler “ denir.Bu harfler  alef,mim ve şin dir.Yine haddim olmayarak araya gireceğim..Kuran da da aynı harfler var.elif ,mim ve şin.

Tinsel  zihinler açısından Yaradanın evreni bir amaç doğrultusunda yarattığı mutlaktır.Haham Rabbi Berger  derki ; “ Gerçekleşen her şeyin iki sebebi vardır.neden ve amaç.Başımıza gelen her şeyin bir amacı olduğunu,her şeyin nihai bir amacın bir parçası olduğunu anladığımızda huzur bulabiliriz..Yine araya gireyim..Mevlana nın bir sözü gibi değil mi ?
Ruhumuz var mı ? Çevrenizdeki dünyanın farkına vararak,sınırlarınızı genişleterek dilediğiniz zaman sizde ruhunuzla iletişim kurabilirsiniz.Bu durum egonuzun teslim olması,üstünlük taslamaktan,asil “benliğinizden”vazgeçmeniz anlamına gelir.Dünyayı hissederek dünyanın ruhuyla,dünyayla ve evrenle iletişim kurabiliriz.Bağımlılığın otomatik pilotuna bağlandığınızda ve kendiniz dahil her şeye bilinçsizce tepki vermeye başladığınızdaysa ruhunuzu yitirebilirsiniz…
Öz ; hiçbir titreşim yok..Ruh; özün zamandaki yansıması. Madde ; Özün uzaydaki yansıması. Benlik ; ruhun maddedeki yansıması.Yansıma süreçleri zamansız ve mekansız olduğu sürece ruh boşlukta,özgür ve farkında bir halde kalır.Ancak fiziksel hale dönüşme yani zaman ve mekan sınırlarına hapsedilme tehlikesiyle yüz yüzedir.Ruhun yansıması mekansal bir boyut kazandığında,yani madde oluştuğunda,ruh maddi yansımasına aşık olur ve benliğe dönüşme eğilimine girer.Ruh kendisini kaptırır.Mekana,zamana ve maddeye düşer.Doğum ve ölüm yanılsamalarını deneyimler..
Benlikte sen ; kendinle aşırı ilgilisindir.Aynaya bakmaya bayılıyorsundur.Kendi sesini duymaya bayılıyorsundur.Başkalarının hoşuna gitmese dahi kendi bedeninin kokusuna bayılıyorsun.Kendine bayılıyorsun.Ruhunla ilişki kurabilmiş olsaydın sürekli olarak sevinçle umutsuzluk arasında gidip  gelmeyecektin.
Ruh nerede  ? Yeni doğmuş bir çocuk gördüğünde beni görüyorsun.Beş yaşında bir çocukla konuştuğunda benimle konuşuyorsun.Yaşlı bir kadının yaşam öyküsünü dinlediğinde ruhunun sesini duyuyorsun..Yine araya gireceğim..Bebeklere hep melek gözüyle bakmaz mıyız.Üç, beş yaşındaki çocuklar konuştuğunda onların masumiyetine şaşırmaz mıyız.Yaşlı bir insanın  anılarını dinlerken masal dinleyen uykuya dalmak üzere olan bir çocuk gibi huzur bulmaz mıyız !?
Sen diğer insanlara şefkatle baktığında ruhun varlığını hissedebilirsin.Bu kadarı sana yeter.
 ‘Atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarıdır ve insan düşüncesinin yaydığı enerjiye cevaρ verirler” Dr WOLF
Kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten iste.. Ve bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar. Paulo COELHO -Simyacı
“Gördüğümüz kişisel deneyimdir. Gerçek denen kavram, biz deneyimlediğimiz için vardır. Onu, görerek, koklayarak, duyarak ya da hissederek yaratan biziz. Biz yoksak, gerçek de yoktur. Dolayısıyla düşünce gücüyle gerçeği değiştirebiliriz.  “
George Berkeley  de şöyle demiştir: Bir ormanda , etrafta bir ağacın devrildiğini duyacak kimse yoksa ağaç ses çıkarır mı?..

Sosyal Medyada Paylaşın!
Murat KARTALKAYA

Murat KARTALKAYA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!