32. Gün – 12 Eylül Belgeseli.

Daha önceleri bu dizi belgeseli seyretmiştim parça parça. Bu defa üç günde altı saatlik belgeselin tamamını seyrettim. Doğrusu oldukça objektif buldum. Rahmetli Birand derinlemesine hemen her taraf ile konuşarak güzel bir belgesel hazırlamış. 12 Eylül hakkında güzel bir kaynak. Herkese seyretmesini öneririm.

Kıbrıs Barış Harekatı sonrası ABD ve Avrupa devletlerinin Türkiye’ye uyguladığı ekonomik ambargo ülkeyi resmen boğmuş. Düşünsenize Petrolün neredeyse tamamı ithal. Petrol olmayınca her şey duruyor.
Kontrgerilla denilen oluşum var mı yok mu bir muamma. Ama beni en çok üzen olay Genel Kurmay başkanının Başbakan Ecevit’e gelip bu konuda ödenek istemesi. Şimdiye kadar neden devlet kayıtlarında böyle bir ödenek olmadığı sorusuna verilen yanıt tam bir facia. “Şimdiye kadar tüm harcamaları ABD karşılıyordu.” Türkiye Cumhuriyeti ordusunun içindeki bir bölümün harcamalarını başla bir devlet karşılıyor. Rezalet.
Anlaşılan tüm ekonomik strese bir de iktidarların halkın beklentilerini karşılayamama gerçeği eklenince halkın siyasete güveni kalmıyor. Dağlara taşlara adı “umut” diye yazılan Ecevit de çare olamıyor. Üstelik iktidara gelen sağcı koalisyon hükümeti isminden anlaşılacağı gibi “Milli Cephe” olarak ülke sorunlarını çözmekten ziyade sola karşı durma ve taraftarlaştırmayı hedefliyor.

Düşünsenize 1977 seçim sonuçları %41 CHP ve %38 AP olarak bitiyor. Toplamları %80. Bir araya gelip ülkeyi ekonomik krizden de, ölümlerden de koruyabilirlerdi. 80 İhtilalinin olmasını engelleyebilirlerdi. Bir araya gelemediler çünkü siyaseti “taraftarlaştırmak” üzerine yapıyorlardı. Taraftarları karşı taraftan da, karşı tarafın liderinden de nefret ediyordu. Böyle bir koalisyonu gerçekleştirmek için o dillerinden düşürmedikleri vatana, milleti, bayrağı kendi egolarından daha çok sevmeleri gerekiyordu. Generalleri suçlamak kolayda siyasilerin suçu çok daha fazla bence.
Ülkücüler devletin sivil memuru haline gelmişti. Vatan, millet, bayrak denince arkasını sorgulamayan kişinin devlet için ölmesi, öldürmesi anlaşılırdı. Devletin askeri ve polisi de vatan, bayrak, millet için görev yaptığından milliyetçilerle iş birliğine girmesi daha kolaydı. Sorun sağ, sol fark etmeksizin vicdansız ve izansızların, katillerin de bu gruplara sızıp katillik duygularını bu güzel duyguların içinde gizlemeleriydi. 80 İhtilali milliyetçileri de hapsetmeye, asmaya başlayınca yaşanan şaşkınlık bundandı. Vatan, bayrak, millet adı altında vatandaşı öldürmen hukuken suçtu. Bunu anladıklarında iş işten geçmişti.
Meşhur Taksim mitingi oluyor. Tabi solcularda oldukça geniş bir yelpaze var. Örneğin radikal solcu Maocular ve Dev Genç mitinge alınmıyor. Milliyetçiler millet için savaşırken, solcular halk için savaşmayı ibadet sayıyorlardı. Millet kim ? Ahmet bey. Halk kim ? Ahmet bey. Peki Ahmet beyin böyle bir talebi var mı? Haberi bile yok. Hatta olaylara üzüntüsünden kahroluyor. Solcuların içinde de ezilmişler adına ölmeyi, öldürmeyi haklı gören bir gurup var. Bunların içinde bir de azınlık olarak aynı milliyetçilerde olduğu gibi kanla beslenen, vicdansız katiller var. Her iki tarafta esas bu katiller tüm camiaların ismini çıkarmış bence.
Anlaşılan Taksim mitingine saldırı oldukça organize bir iş. Sular idaresi binasından ve otelden yaylım ateşi var. Bu kargaşaya sebep oluyor, paniğe kapılan poliste panzerlerle ve silahlarla meydana girince katliam yaşanıyor. Burada iktidarın ciddi sorumluluğu olmalı. O günlerde siyaset ile biraz ilgili olan herkes Taksim’de bir şeylerin olacağını sezmiş ama siyasi iktidar uyumuş. Maksadı, ulvi amacı ne olursa olsun, bu katliamı planlayan ve yapanların iki dünyada da yeri olmayacaktır. “Hele ülkenin bekası için her şey mubahtır” diyenler var ise yansınlar bence de. İşin en acınacak yanı ise böyle bir katliamdan ceza alanın çıkmamasıdır. Bir iktidar olarak hatta devlet olarak bundan daha büyük bir utanç olamaz.

Ülke sokak sokak bölünmüş, sağcılar ve solcular ülke için hem kendilerini hem ülkeyi cayır cayır yakıyor. Siyasiler kendi yüksek egolarını şişirdikçe şişiriyor. Bu arada global sermaye de kendine yeni gelir kapıları, daha sağlam bir konum arıyor. Burada en doğal hareketi yapan bu globaller. Adamlar en azında millet, halk filan deyip kendi vatandaşına eziyet çektirmiyor.

O günlerde Güneş motel fiyaskosu yaşanıyor. Ecevit, hükümet kurabilmek için AP milletvekillerini transfer ediyor. Hükümeti kuruyor ama hükümet çabuk yıkılıyor. Hep AP milletvekilleri yüzünden yıkıldı sanılıyor bu hükümet. Halbuki bu belgesele konuşan Ecevit’in açıklamalarından esas sorunun CHP li vekillerden ve bakanlardan kaynaklandığını anlıyoruz.

80 İhtilalinin bir dış güç projesi olduğu iddia ediliyor. Sanırım o dönemin siyasi liderlerinin hepsi bu projenin içinde. Evren’in Genel Kurmay olmasını yanlış anlamadıysam özellikle CHP istiyor. Ecevit e göre demokrat bir adam Evren. Daha önce de emekli olacakken siyasi didişmeler sonucu kendini Kara Kuvvetleri Komutanı bulacaktır Evren.

Sonrasında Alevi ve solcu toplumlara saldırılar başlıyor. Önce ortalık kızıştırılıyor. Malatya ve diğer dört yerden farklı görüşlü liderlere PTT ile bomba gönderiliyor. Klasik din elden gidiyor geyiği başlıyor. 16 Mart katliamı.
1978 ülke tamamen ikiye bölünüyor. Sağ sol Türkiye için ölüp öldürürken Abdullah Öcalan gerçekten alttan alta Türkiye’yi bölecek hazırlıkları yapıyormuş.
Maraş olayları patlıyor. Sinema bombalanıyor. Sol görüşlü iki öğretmen öldürülüyor. Alevi cenazesi ile Sünniler camide karşı karşıya getiriliyor. Ve cenazeye saldırılıyor. Tamam hepsi dış güçler olsun. Peki cenazeye saldırmayacak kadar Türk ve Müslümanlık terbiyesi alamayan o kadar vatandaşa ne diyeceğiz. Bir anlık kavga değil bu. Halk ertesi gün yine ayaklanıyor. Camilerden kana kan sesleri başlıyor. Belediye caminden “ katli vaciptir” diye anons yapılıyor. Saldıranların yüzü maskeli. Ve Maraş mezbahaya dönüyor. Yeni doğmuş bebek bacaklarından ayrılıyor. Devlet ortada yok. Ve Ecevit hükümette. Maraş’ta ve ihtilal sonrasın 1993 de Madımak olaylarında Sol partilerin iktidar veya iktidar olması da bana çok ilginç geliyor.

Ekonomik kriz ve borçlar öyle bir hal alıyor ki; hükümet, TMO nin tüm tarım ürünlerini Abd’li şirkete ipotek ediyor. Ecevit iktidarı “borçlara karşılık el konulur” korkusuyla İsviçre deki altınları Türkiye’ye getiriyor. Ekonomik olarak zora düştün mü, Allah yardımcın olsun, herkes olmayacak şeyler ister. Bakkala borcu olan kadının, ekmek almak için gittiği ahlaksız bakkalın tacizine uğraması gibi. ABD, casus uçaklarına Türkiye’de üs yapmak için baskı yapıyordu. Yardımlar ancak IMF ile anlaşma olursa gelecek şartına bağlanıyor. Avrupa’yı geçin ve İslam ülkeleri bile yardıma yanaşmıyordu.

Çorum olayları olayları patladı. Meclis bir türlü Cumhurbaşkanını seçemiyordu. Ordunun içinden gelen ve saygı duyulan Muhsin Batur seçilse belki ordu 80 İhtilaline cesaret edemeyecekti. Ama Demirel “ Nuh dedi, peygamber demedi” Batur’ u seçtirmedi.

Siyasi ve Ekonomik kriz sürerken 24 ocak kararları ile sistem değişikliğine gidildi. Türkiye buzlu sudan çıkarılıp saunaya atıldı. Bu kararlar vatandaşı iyice perişan edip siyasilere düşman etti.

Tüm bunlar olurken asker Bayrak planı devreye sokuyor ama plan siyasilere sızmıyordu. Bölünüyor denen ordu birlik olmayı becermişti. Son gün akşam saatlerinde Türkeş ve Dev Yol darbeyi öğreniyor. Düşünsenize devleti yönettiğini sanan iktidar ile yönetmeye aday ana muhalefet partisinin dünyada haberi yok. Sırça köşklerinde oturuyorlar. Son anda Türkeş ve Dev Yol’un öğrenmiş olması; orduda en alt kademe de bölünmenin başlamış olduğunun en önemli göstergesi.

İhtilal ile siyasilere çok kibar davranılmış gözüküyor. Daha doğrusu siyasetin yönetici kadrolarına. Mesut Mercan’ın radyodaki “ihtilal bildirgesini” okuduğunda tüm vatandaşlar şükür dualarına başladı. ABD ihtilali desteklemiş. Destekler tabi. Bir dediğini ertesi gün değiştiren, bir birini yemekten gücünü kaybeden NATO ya bağlı müttefikinin güçlü şekilde bağlılığını söylemesi ABD ve NATO için yeterli.

İşin komik tarafı ne sağ sol diğer örgütler direnmiyor ihtilale. En inatçı Ecevit ~ Demirel çıkıyor. Biri açık, diğeri alttan mücadeleye devam ediyorlar.

Sosyal Medyada Paylaşın!
Murat KARTALKAYA

Murat KARTALKAYA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİLGİLENDİRME
(1) Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.
BİLGİLENDİRME
(2) Bu sitedeki yazıların başlığının ve içeriğinin değiştirilerek yayınlanması halinde sorumluluk bunu yapanlara ait olacağı gibi aleyhlerine yasal yollara başvurulacaktır.
SOSYAL MEDYASosyal Medyada Beni Takip Edin!

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Her Hakkı Saklıdır. © Murat KARTALKAYA 2021
Web Tasarım: Krafthink

Sosyal Medyada Paylaşın!